29 Aralık 2014 Pazartesi

Verimli bir seneydi

2002 yılının Eylül ayında amcam benim için yeni bir cephe açtı :

İyi güzel de senede kaç kitap okuyorsun ?  Bunu not alsana. Hatta kaç sayfa okuduğunu da ay ay yaz, hızını gör...

Kayıt tutmaya başladım.

Çocukluk yıllarımda Baskan, Milliyet, Koza ve Armağan yayınlarının kitaplarını büyük bir iştahla okurdum. Gizli Yediler, Afacan beşler serisi en favorilerimdi. Ortaokul yıllarımda kütüphanemde yer açabilmek için onları satmam en affetmediğim hatamdır...

Babamın evde bir odayı kütüphane ve çalışma odası olarak kullanması büyük bir şanstı. Çok küçük yaşta babamın kütüphanesindeki tarih ve siyaset üzerine kitapları okumaya başladım. Haliyle çok az şeyi kavrar bol bol soru sorardım. Okuldaysa edebiyat dersleri de diğer dersler gibi hiç ilgimi çekmezdi. Bir tek Sait Faik kitaplarını zevk alarak okuduğumu hatırlıyorum. Lise son sınıfta aşk acısıyla şiir okurken ve tuhaf şekilde keyif alırken Ümit Yaşar Oğuzcan'ı okudum ve diğer tüm şiir kitaplarını bir köşeye attım. Kim söylemişti hatırlamıyorum ama ya şiir seversin ya Ümit Yaşar Oğuzcan sözünü çok sevmiştim.

Üniversite yıllarında üniversite kütüphanesi en sevdiğim mekanlardan biriydi. Genellikle pazarlama ve reklam üzerine kitapları tercih ederdim. Bir de dergi arşivinde vakit geçirir yabancı dergileri ilanlarına kadar okurdum. Sanırım 3.sınıftayken kütüphanede bir gazete arşivi açıldı ve ben günlerimi  Fenerbahçe maçlarını bulup anı tazeleyerek geçirirdim.

Siyaset ve tarihin yanında Orhan Pamuk, Truman Capote, Yaşar Kemal, Füruzan okuyarak edebiyat okumaya başladım. Ankara Kızılay'daki kitapçılarda bilhassa Dost Kitabevi'nde kitap karıştırmak zamanı durdururdu.

Ancak İstanbul'a taşınınca ve Beyoğlu'ndaki kitapçıları görünce hayatım değişti. Her gece yatmadan kitap okurken, artık başka zamanlarda da okumaya başladım.

2002 yılındaki o ana gelene kadar ne okudum, ne kadar okudum tahmin edemiyorum.

Ne zaman kayıt tutmaya başladım, kendimle de bir yarışa girdim. Daha çok okumak için her fırsatı değerlendirdim. Gerginliğimin Ergin Ataman boyutlarında olduğu uçak yolculukları hariç her yolculuk (İstanbul içi vapur, deniz otobüsü, tramvay dahil ) benim için bir fırsat oldu. Bir tek tren yolculuklarında çevremi seyretmekten zevk aldığım için vaktimin ancak yarısını ayırdım.

Her tatil benim için kaleciyle karşıya kalmış gibi bir durum oluşturdu. Güneşin altında yatmak yerine otel lobileri, gölge ağaç dipleri, hatta klimalı odalar benim için skora gidilecek noktalar oldu... Deniz kenarında kitap okurken sayfaları ıslatmamaya dikkat ettim.

İstanbul içinde çok sık toplantılara gittiğim ( bugüne kadar hiç geç kalmadım ) dönemlerde çantamda hafif bir okuma kitabı oldu. "Erkan beyin toplantısı devam ediyor, Füsun Hanım dışarıdalar az sonra giriş yapacaklar " gibi sekretersel sözler bittikten 30 saniye sonra kitabımı açtım.

Sahaflardan, gittigidiyor ve nadirkitap'tan çok kitap aldım. Kitaba para harcarken ölçüyü zaman zaman kaçırdım. Özellikle futbol arşivim için olan dergi ve kitaplarda...

2002 yılından sonra bitirdiğim her kitabı ve sayfa sayısını not ettim. Her ay bir önceki senedeki aynı ayı geçmeye çalıştım. Bir ayın son günü 400 sayfalık bir kitabın 300 sayfasını bitirmiş olsam da onu o aya yazmadım ( tam bu noktada benimle benzer bir şekilde okuduklarını detaylı not alan Alper Almelek ile Büyükada'daki sohbetlerimde onun da benzer bir yöntem izlediğini öğrendim, beraber bu kuralımıza güldük ) Yarıda bıraktığım kitapları listeye adet veya sayfa sayısı olarak almadım.

Bir süre sonra okuduğum kitaplara 10 üzerinden oy vermeye başladım. Oy verirken, sanki bir gün eve bir müfettiş gelip "nasıl olur da Zülfü Livaneli'nin falanca kitabı ile Nick Hornby'nin filancası aynı oyu aldı, açıklayınız" diyecekmiş gibi dikkat ettim. 2008 yılında her kitap için bir cümle yazmaya, geçen yıldan beri de bazıları üzerine bir kaç paragraf yazmaya başladım.

Kitap tavsiyesi aldığım kişileri, tavsiye ettikleri ile birlikte not aldım. Kime güvenip kime güvenemeyeceğime böyle karar verdim. Tarzlar çok farklı olabiliyor.

Geçen yıl 31 Aralık günü biterken rekorum olan 2003'deki kitap sayısı rakamımı yakaladım ancak sayfa sayımın 400 yaprak gerisinde kaldım...

Bu yıl takvim bitmeden hem sayfa hem kitap adedi rekorumu kırdım ! Önümüzdeki sene rekoru kırmak daha zorlu olacak.

Hayır, kaç sayfa veya adet okuduğuma dair rakam söylemeyeceğim. Ancak bazı tavsiyelerde de bulunacağım.

Bu yıl tanıştığım Anne Tyler'dan çok çok etkilendim. 3 Kitabını okudum. Türkçe yayınlanmış 1 kitabı daha varmış sipariş listemde.

Geçen yıl Trevanian'ı okuduğumda çok geç kaldığım için üzülmüştüm. Bu yıl külliyatını temizledim.

Füruzan ve Nazlı Eray konusunu belki uzun yazarım (itiraf edeyim Nazlı Eray ile de geç tanışmışım ) Füruzan'ı yeniden okumak güzeldi.

Orhan Bahtiyar, Nicholas Shakespeare, John Verdon bu yıl tanışıp çok beğendiklerimden.

İlk defa Elif Şafak (Bit Palas) okudum, berbat bulacağımı düşünmüştüm, beğendim. Murakami kitaplarından daha iyi performans bekliyordum. Glenn Meade, Son Tanık'ı ilk kitabı olarak yazmış olsaydı nefis derdim ama başyapıtlarının yanında sönük kaldı.

Bu yılın ilk 6'sına geçmeden önce sene içinde çok etkilendiğim diğer kitapları da yazmak isterim.

Aile Çay Bahçesi- Yekta Kopan, Havaalanında Bir Hafta-Alain de Botton, Beyoğlunda Gezersin-Nazlı Eray, Geyikli Park-Sunay Akın, Gözlerini sımsıkı kapat-John Verdon, Denizin Hikayesi- Dilek Neşe Açıker, Elohim'in Çocukları-Orhan Bahtiyar, Liderliğe İnanmak -Mehmet Özel Yıldırım, Boşuna Bir Hayat -Anne Tyler , Amatör Evlilik -Anne Tyler, Papazın Kızı-George Orwell

Şeref listesine gelince:

6
5
4
3

2

1
2014'de hayatıma giren kitaplara, kitap tavsiyelerinde bulunanlara, hediye kitap getirenlere, Kuru Kahveci Mehmet Efendi ve Starbucks'a teşekkür ederim.

28 Aralık 2014 Pazar

Golü de mi Mehmet Topal Atsın ?

İstanbul'un soğuk günlerinden biri.

Stadyuma uzak bir evde maça gitmek için yarım saattir dil döken bir çocuğun annesi sonunda pes edip "ne haliniz varsa görün ama yarın bana hastayım diye gelmeyin" derken kullandığı çoğul şahıs dikkatlerden kaçmıyor , çocuk dil dökerken sessiz kalan baba da bu serzenişten nasibini alıyordu...

Fenerbahçe Mersin İdman Yurdu maçında okul açık açıkta bırakılırsa tribünler bu ıssız sezonun en dolu günlerinden birini yaşadı.Sarı Kanaryalar da  futbol adına süreksiz ama iyi işler yapınca tribünler ilk defa oyuna dahil olmanın keyfini çıkardılar.

Fenerbahçe adına son 4 haftada yenen 1 gol bu kısır sezonun en önemli kazançlarından biri olarak not edilmeli.  

Forvete Sow'u diken Fenerbahçe maç boyu uzun toplarla rakibin arkasına sarkmayı denedi. Kuyt Servet'e bir çok pozisyonda üstünlük sağlarken Sow cömertlikte sınır tanımadı. Bu yazıda rahatlıkla Moussa Sow'un Fenerbahçe'nin 59 sonrasında lig maçlarında 4 gol atan 8. oyuncu olduğunu yazabilirdik...

Gökhan Gönül ,İstanbul-Konya arasının 3,5 saate indiren hızlı trene meydan okuyup , Mersin İY'nun solunda gitti geldi. Caner ise en güzel slalom gollerden birini atabilmek için iki defa girişimde bulunup ,diğer kanattaki meslektaşına  "gidip-gelme" konusunda destek verdi.

Orta sahada Emre ve Raul çalışkanlık ve verimlilik konusunda pekiyi aldılar. O eski halimden eser yok şimdi sinyali veren Alves kesici olarak lazer bıçak, futbol aklı olarak da Brezilyalı gibi hareket ettiği nadir maçlarından birini çıkarttı. Devam ederse, nadir lafını çıkartır, yine lafını ekleriz. Egemen içinse Allah nazardan korusun diyerek bir şey yazmayalım.

Alper Potuk ilkokul öğretmeninin  "oğlum hep dikine gidilmez " sözünü unutmamış .Maç içinde yan pasları iyi kullandı ,ara sıra da dikine gitti,her gidişinde tehlike yarattı. Yine ilkokul öğretmeninin söylediği "Evladım ,başladığın işi bitir" sözünü de dinleyip son vuruşlarda ilerlemek için bir adım atarsa Fenerbahçe iki adım atar !

Fenerbahçe adına sıkıntı ,hem de büyümeye aday sıkıntı , penaltı atma konusundaki kavga ve İsmail Kartal 'ın tek ıslıkla çözmesi gereken sorunun  Volkan'ın deparıyla çözüme kavuşması oldu.

Diego Ribas sorunsalına gelince,penaltı kaçar dert değil (Kezman'ın kaçırdığı hala uykuları kaçır o ayrı) ancak Diego güçsüz ! Güçsüz ve  dripling hızı, memleketin herhangi bir takımına karşı (Bayburt,Mersin vs) hala adam geçmeye yeterli değil.
Sarı-Lacivert saat dikkatlerden kaçmıyor.
Efsane çizgi film Dora'daki gibi "Run Diego Run (koş Diego koş)" komutuna uyuyor ama bu koşular yeterli olmuyor. Ümitsiz olmamak ama bu sezon için ona bel bağlamamak gerek. Kontratı uzun , sabretmek gerek .

Finali Mehmet Topal ile yapalım. Dün gece boş alanların tamamını TOKİ'den hızlı kapattı. Rakip atakları bazen tatlılıkla bazen futbol içi sertlikle kesti.Pas dağıtımında adil , pas almakta iştahlıydı. Fenerbahçe'nin, "en temiz olandan daha temiziz" ilkesinden yola çıkıp "en hızlı olandan daha hızlı" oldu. Bu kadar iş yaptıktan sonra "golü de o mu atsın ?"  diye yazmamıza da izin vermedi.

An itibariyle ülkenin en örnek sporcularından ve Fenerbahçe'nin son yıllardaki en verimli transferlerinden biri olması sebebiyle medyada beyaztv şaklabanlıkları kadar yer bulamıyor...
Mersin seyir zevki olarak fazla bir şey sunamazken , Saracoğlu'nda çokça başvurulan futbol çirkefliklerine hiç düşmeyerek alkış aldı. Tribünlerdeki bir avuç Mersin seyircisiyse" İstanbul'da bu kadar çok Tantunici var.Her birinden 1 kişi katılsa tribün dolardı.Acaba bu Tantuniciler gerçek değil mi ?" şüphesini akla getirdi...

Fenerbahçe liderliği geçici olarak alırken bunun kalıcı olup olmayacağını zaman gösterecek.

Dün gece annesinin "ne haliniz varsa görün" dediği çocuklar bugün ıhlamur içecek ,antibiyotiğe devam edecek. Demir gibi pazartesi sabahı okula hazır olacaklar...

25 Aralık 2014 Perşembe

Buzzer Beater

Bayrampaşa Spor Salonuna gidecekseniz ve yolu bilmiyorsanız navigasyonunuzdaki Ece isimli bayana güvenmemek gerek. Zira sizi tek yön olan bir caddeye sokmak için ısrar edecektir. 360 derecelik bir dönüşle aynı yere geldiğinizde ve ısrarlı Ece'yi dinlemeyip salonun yolunu bulduğunuzda günlerden Perşembe ise İspark otoparkını da girmemeniz gerekir. Zira o günlerde semt pazarı orada kurulmaktadır. Hatalı bir tercih ile belki yer bulurum diye girerseniz ellerinde pazar arabalı teyzelerin arasında kalmanız kaçınılmazdır. Geri çıkma çabanızda kornaya dokunursanız, " az bekle" diyecek bir grup teyze ve amca ile karşılaşacaksınız. Teyzelerden biri tam önünüzde duracak, kemer tezgahından aldığı kemeri oğlunun belinde deneyecek ve siz de bekleyeceksiniz. Kemerin oğlanın bedenine uymasıyla gergin bekleyiş bitecek, teyze yana çekilecek ve siz geri geri pazar alanını terk edeceksiniz. Ece'nin "hedefe varıldı" demesine dinlemeden 50 metre daha  gidince sağdaki otopark'a  gönül rahatlığıyla girebilirsiniz. İşte Bayrampaşa Salonundasınız !

Maçın başlamasına 15 dakika kala tribünlerin sağındaki Efe Büfe'nin sahibi hanım tribüne gelip 10 dakika sonra büfemiz kapanıyor son uyarısını yapıyor. Büfe kapanıyor, takımlar hazır. Hava atışı yapılacak ama bir sorun var hakemlerden biri gelmemiş...Fırsattan istifade takımlara bakalım.Yıldırım Bosnaspor ve Bakırköyspor yıldız bayan takımları ısınıyorlar. Ev sahibi Yıldırım Bosnaspor kadrosunu yaşça küçüklerle tamamlamış, rotasyonları 7 kişi gibi duruyor. Bakırköyspor ebat ve rotasyon olarak ağır basıyor, ilaveten bir kaç idmanlarını da izleme şansım oldu. 3-4 çok yetenekli oyuncuya sahipler.



Hakem alkışlarla geliyor, maç başlıyor .

Bakırköyspor topları disiplinli kullanıp, setleri oynarken,Yıldırım Bosna 1-2 pas sonrasında  ısrarla şut kullanıyor. Şutlar ilk periyotta felaket gidiyor, Hickman'ın formsuz hali gibi...

Bakırköyspor'un (maalesef oyuncuların isimlerini bilemediğimden numaralar ile konuşacağım ) idmanlarında beğendiğim oyuncuları kaliteleri ile doğru orantılı iş yapmaktan uzaklar. Tabii bir yıldız takım maçı seyretmenin bilinci ile top kayıpları, yanlış tercihlere hiç takılmıyorum. Ancak boş atışların kaçmasının Bakırköyspor'da moralleri bozduğunu oyuncuların vücut dilinden anlayabiliyorum.

Bakırköyspor'da 8 numaralı oyuncu için ilk notumu düşeyim. 4-5 pozisyonunda 500 maça çıkmış gibi rahat ve akıllı oynuyor. Bu oyuncunun ritmini düşürmeden 40 dakikada sahada kaldığını da belirteyim. 8 ve 11 numaralı oyuncularının  (11'de devamlılık sorununa rağmen gözü pek ve kaliteli bir oyuncu) pota altındaki etkili oyunu ile, ilk iki periyotta skordan bağımsız oyun Bakırköy'un kontrolünde gidiyor. Yıldırım Bosnaspor'un forma numaralı mavi üzerine soluk kırmızı yazıldığı için okumak zor ama çok iyi oynayarak numarasını zorla okutan bir 11 numaraları var. Yıldırım Bosna devamlı dışarıdan şut deniyor ve 2 periyot biterken sokmaya da başlıyor. Devre 21-24 Bakırköyspor üstünlüğünde.

Arada veliler sigara içmeye dışarı çıkıyorlar. Sahada ısınan çocuklara abiler, babalar, anneler taktik veriyorlar (her velinin içinde saklı bir Obradoviç, Tanjeviç, İvkoviç vardır...)

Yıldırım Bosnalı bir oyuncuya babası/amcası "kızım içeri girsene" diyor, "dizimi hissetmiyorum" diye cevap geliyor. Kızcağızın dizinde siyah bir dizlik var. Bakırköysporlu bir veli hakeme "hocam faulleri vermiyorsun" derken Yıldırım Bosnalı bir anne yüzünü itiraz sahibi veliye döndürüp "asıl haftalardır bizi perişan ettiler " diyor.

Velilerin atışmaları altyapı maçlarının vazgeçilmezleri! Bir kaç hafta önce bir maçtaki diyalog kulaklarımda
"Attırma oğlum kaldır kollarını, o korkar atamaz ..."
"Beyefendi o korkar dediğiniz benim oğlum, çocuklar keyif almaya çıkıyorlar, illa maç kazanmaya değil ! Sakin olun !"

İkinci yarıda Yıldırım Bosna şut atmaya ve sokmaya devam ediyor. Çalıştıkları ve koçun bunu istediği çok belli .Oyuncular çembere değmeyen bir atıştan sonra bile şuta devam ediyorlar. Bunun yanında çok isabetli faul atıyorlar. Bakırköyspor maç başında ısınırken Jasikevicius yüzdesiyle faul atarken maç içinde Ömer Aşık'ın kötü günü gibiler! Maça damga vuran oyuncu Bakırköyspor'un, 4 numaralı solak guardı oluyor. Maç başında yer doldursun diye takıma alındı sandığım yaş ve boyca küçük oyuncu büyük işleri yapıyor ve takım onun sayesinde maça asılıyor !

İdmanlarda seyredip stilini çok beğendiğim Bakırköyspor'un 12 numarasıysa kaçırdıkça kaçırıyor. Bir pozisyonda hakemin -bence hatalı- geri pas kararında başrol oyuncusu olduğundan omuzları da düşüyor.

Maçın kırılma anlarından birinde, Yıldırım Bosna'nın başarılı 11 .numaralı oyuncusu 5.faulünü alma pahasına Bakırköyspor'un 12 numarasını boş turnikede durduruyor. Bakırköy'ün faulleri kaçırma alışkanlığı devam ediyor. 11 Numara yoksa biz buradayız diyen Yıldırım Bosnalılar da yeni kahramanlar ortaya çıkıyor (ah o silik numaralar)

Son periyot son bölümlerde Yıldırım Bosna maçta öne geçiyor, ritmi eline alıyor ve  tam saha prese başlıyor. Bakırköyspor çift guarda ( 4 ve 10 numaralar ve ikisi de hızlı oyuncular) dönüyor ama iki hücum arka arkaya top kaybı yapıyorlar. Acı olan top kaybını yapanlar guardlar değil... Yeşil siyahlılar daha iyi bir takım, oyuna giren yedekleri 16-01 ve 5 de katkı sağlıyorlar ama Yıldırım Bosna kopan maçta çok iyi geri dönüyor son bölümleri daha iyi oynuyor.



Maçın son 1,9 saniyesi Yıldırım Bosnaspor 1 sayı önde ve 2 faul kullanıyor.İlki kaçıyor, ikincide oyuncu atarken bence boyalı alana  erken giriyor, hakem basketi sayıp (ya kararı ben yanlış anladım, ya hakem hatalı karar verdi) topu pota altında Bakırköyspor'a veriyor. Skor 49-47. Tüm veliler ayakta .

İçimden bu şutu 12 numara kullanır ve Bakırköyspor bu maçı alır diyorum. Top,onun yerine maç boyu iyi işler yapan 14 numaraya geliyor. Kahraman olma fırsatı onda ve süre biterken topu orta sahadan fırlatıyor...

Sözü Micheal Jordan'a bırakma zamanı:



Özel Not: 

1) Buzzer Beater nedir kardeşim diyenlere:  Basketbol maçında süre dolarken isabet kaydedilen atışa denir. 

2)Fenerbahçe-Konyaspor maçını kaydetmiştim. Eve dönünce skorunu bilmeden seyrettim. Sonucunu bilmeden maç seyretmeye niyetlendiğinizde bir arkadaşınızdan gelen mesaj (misal: Abi bu Hicman'a az bile söylemişsin, Son topu sence niye Emir kullanmadı, İşte Fener son saniyede yener, Biraz ciddiyetle bu maçı alırlardı) veya maçı FBTV'den tekrar seyrediyorsanız "Fenerbahçe Ülker rahat bir galibiyet aldı" gibi bir alt yazı tüm büyüyü bozar. İletişime kapalı bir ortamda (Ece 'den hiç yardım almadan) eve gelip (geldiğimde maç bitmemişti ) sakince kaydımı seyrettim .Serhat Çetin için bol bol aferin dedim...

19 Aralık 2014 Cuma

Cuma Notları


Misafir kabul edilmeyen,misafirliğe gidilmeyen bir cuma gecesi.

Tecrübeli eşlerin,mutfakta kurabiye veya suyla çalışan roket yapsa eşinin umursamayacağını bildiği bir tatil(!) akşamı.

Ardı ardına iki Fenerbahçe maçı.

Rengarenk koltukların her daim bazı koltukların sökülüp sahaya atıldığı izlenimi veren Kayseri stadı.
Sahada bezgin bir Fenerbahçe,gol atmaya niyeti olmayı bir Erciyes ile temposu sıfır futbol maçı.
Emenike'nin ince işlerde ve saha görüşünde yine sınıfta kaldığı bir hücum hattı.
Sow'a verilmeyen penaltı,cılız Fenerbahçe atakları.
Egemen'in maşallah dedirten performansı

Bu maç böyle 0-0 biter WhatsApp mesajları.
Penaltı atılırken Ayetel Kürsi okuma alışkanlığı.
Fenerbahçe'nin kazandığı penaltılardan sonra kural icat etme alışkanlığı.
Topa arkası dönük adamın eline değen top penaltı olmaz kuralının doğuşu.


Maç boyu Emre'yi ıslıklayan tribünlerin gole isyanı.

3 Puanla biten 77.kanaldan 79.kanala geçerken çiş molası.

Bo McCaleb'i görünce eski sevgiliyi görmüş gibi kalp çarpıntısı.
Herkesten iki gömlek üstün bir Semih Erden fırtınası.
Kaya Peker'i 4 numarada seyrederken inen kataraktın Bjelica ile kalkması.
Berk oyuna girsin dileğinin tutması.
Rummeniggelerin, Robbenlerinin Bayern Munich'inin evine eli boş yollanması.
Top 16'da Hickman yerine bir guard alınırsa hayalleri.

Galibiyet gecelerinin tarifsiz güzelliği.
The Cure'den Friday I'm in love  dinlenmesi
Yine The Cure 'un Disintegration ile yatma vakti.
Artık önümüzdeki maçlara bakma zamanı.

16 Aralık 2014 Salı

Türkiye'nin Güzide Takımı

Kupa maçı öncesi Bayburt girişinde Fenerbahçe bu naif, sevgi dolu pankart karşılandı.


İçinde ölmek,öldürmek, yakmak,yok etmek olmayan bu pankart için bile Türkiye Kupası önemlidir...


Bayburt'ta "maç nedeniyle kapalıyız" diye yazıp maça gelen kaç kişi oldu bilinmez ama öğleden sonra sınıfa giren öğretmenler "apar topar karma eğitime son mu verildi ?" diye düşünmüş olmalılar çünkü erkek öğrencilerin %97'i tribünlere koşmuştu.



Bayburt'tan Egemen Gürsoy'un gönderdiği fotoğraf !
Fenerbahçe'nin ilk yarıda koruduğu (koruduğu lafın gelişi, Bayburt epey atak yaptı.Mert'in koruduğu demek daha doğru olacak...) kalenin sağ yanındaki eski araçlar ve itfaiyenin üzerindeki mini tribün dikkat çekiyordu.


Ayakta seyreden abiye selamlar
Bayburt'un ilk yarıda koruduğu kalenin arkasındaki ağaçlar da bir çok taraftarı çocukluk yıllarına götürmüştür...


İstanbul'un AVM'leri varsa Anadolu'nun kavakları var..
Okulun son günü forma, çanta, defter gelen öğrenciler misali futbolun her maçını ciddiye alan Webo tribünlerdeki taraftara "iş disiplini" konulu bir gösteriyi 2.dakikada sundu.

"Dur bakalım bizim gençler ne yapacak?" diye seyreden Fenerbahçeliler gençler için umutlandıkları kadar Diego için de endişe ettiler.


Serkan Tokat, Mert Günok'un daha önce 4 penaltı kurtardığını bildiğinden bu rakamı 6 yapmak istedi, Mert ancak bir tanesini değerlendirebildi.


Kazım Şeker ilk penaltıyı kaçırdıktan sonra Roberto Baggio gibi düşünüp görevden kaçmadı ikinci penaltıyı da kullanıp golü attı. Bayburt'ta yaz akşamlarında çay demlendikten sonra yıllarca konuşulacak konular arasına " o sezon Fenerbahçe maçında ilk penaltıyı kaçırmasak belki de galip gelecektik" cümlesini soktu.


Webo soğukkanlılıkla boş kaleye nasıl gol atılır konulu mini bir gösteri sundu ve devre 2-1 Fenerbahçe'nin galibiyeti ile bitti.


İkinci yarıda Serkan Tokat, Emre-Caner ve Alves'in yokluğunu hissetti, kırmızı kartını bir türlü kullanamadı.


Veda sezonunu oynadığını çok belli eden Mehmet Topuz Fenerbahçe deplasman taraftarının olduğu kaleye bir gol atıp skoru 3-1 yaptı. O kalenin yan tarafındaki jimnastik aletleri dikkatlerden kaçmadı.


Maç bitiminden Bayburt ambulans personeli uzun bir depar atıp kaleci Mert'i yakaladılar ve fotoğraf çektirdiler.


Maç sonunda, Bayburtspor'un 1993 doğumlu sağ beki Erçin Ilgaz (Allah yolunu açık etsin): "Türkiye'nin en büyük takımını buraya getirdik.Küçük bir şehre büyük bir atmosfer yaşattık." derken nüfusu az olan bir şehrin nasıl kocaman olabileceğini de gösteriyordu.

Türkiye'nin güzide takımı bu kupayı, tüm maddi ve fikstür hataların rağmen önemsemeli.

12 Aralık 2014 Cuma

Hakan Uçakta

Diyelim en yakın arkadaşınız Hakan tam da Fenerbahçe'nin Sivasspor ile oynadığı dakikalarda uçaktaydı (uzun bir yolculuktu) ve iner inmez sizi aradı "nasıl oynadık ?" Zor anlatılabilecek bir maç...Kötü desen haksızlık olur,çok iyi desen abartı olur.

Belki de Sivasspor'dan başlamak daha doğru olur. Bu defans anlayışı ile ligde gol yemeden bitirdikleri her maç mucize olur.

Fenerbahçe maça istekli ve tempolu başladı ve  bu,futbol doktorlarının da koyduğu kötü futbol teşhisinin de tedavisi anlamına geliyordu.

Zekeriya Alp'in salı toplantısına en değerli malzeme (Fenerbahçe lehine hatalı karar ) haftanın ilk golünde geldi, Bekir'e topu indiren Gökhan ofsayttaydı ! Bekir ısrar edip golü attı.

Türk futbolunda eli öpülecek adam
Neden kadro dışı kaldığı malum ama neden affedildiği anlaşılmaz Alves için bir yorum ile devam edelim. İkili mücadelelerde karta susamış hareketleriyle çok tehlikeli bir adam. Defanstan top çıkarırken en yakınındaki oyuncu yerine en uzaktakine top atma düşüncesi var ve bu hadise sürekli top kaybı ile bitiyor. Hücumda top hakimiyeti Mustafa Doğan'dan hallice... Peki bu adamın iyi yaptığı ne var denince "uzun boyu ile hava toplarına hakim" deniyor....O halde onun yarı fiyatına Zoriç oynasın,  iki işi birden götürür !

Yukarıdaki paragrafta adı geçen Alves ayağındaki topu uzağa vermek yerine bu yazıyı tekzip etmek amacıyla yakınındaki Caner'i seçti. Caner'in hatalı pasına "hatalı ileri çıkışların ülke tarihindeki 2.önemli ismi" Volkan hatalı çıktı ve Sivasspor,adı ilkokul yıllarında hocalarınca sınıf defterine de zor yazılan Chahechouhe ile durumu 1-1 yaptı.

Fenerbahçe maç içinde hücum hattını sürekli değiştirdi. Doğru bir karar ile Kuyt ortada başladı ,sonra sağa sola geçti. Böyle bir değişlik sonrasında, ülkenin en güçlü hattının kahramanları sahne aldı, Emenike soldan ortaladı ,sağdan Kuyt tek topla asist yaptı Sow dokundu ve Erol Evgin'in şarkısı başladı .

Devre bitmeden bir gol daha bulalım stressiz bir maç seyredelim diyenlere bir hizmet olarak Kuyt topa dokunurken Sivasspor savunması da bu hizmete yardımcı olup seyretti ve Fenerbahçe 3-1 ile soyunma odasına döndü.

"Aykut Hoca al şu gençleri oyuna" sözlerinin yıpratıcı olduğunu bilen Ersun ve İsmail hocalar kadroya genç isimleri almayıp bu stresi savıyorlar.Bu nedenle "skor 3-1 oldu ,ikinci yarıda alsın şu gençleri oyuna" diyen çıkmadı .

İkinci yarıda Emenike-Kuyt-Sow troykası yine sahneye çıktı , Sow bitirdi 4-1 oldu.
İki takımda gol veya goller kaçırmak için mücadele edip ve başarılı olunca başka da gol gelmedi.

Gökhan sezonun en istekli ve verimli maçlarından birini oynarken , ne kadar kıymetli olduğunu da hatırlatmış oldu.

Fenerbahçe lig tarihinde 4-1 kazandığı maç sayısını Samsun plakasına getirdi ,Sow gol adedinde Serhat Akın'ı geçip Nobre'ye yaklaştı, Kuyt gol sayısında Naci Erdem (1),Kemalettin Şentürk,Diego Lugano'yu yakaladı .

Sarı Kanaryalar geçici olarak liderlik koltuğuna oturdu.
Bu istekli oyun devam ederse geçici olan durumu kalıcıya çevirirler.
Hakan uçaktan inip sorduğunda böyle diyebilirsiniz.
________________________________________________________________________________
(1) Naci Erdem kim diye merak edenlere FBTV 'deki Zaman Tüneli programı : http://www.youtube.com/watch?v=AR3kc-uLl3o



Hala Fenerbahçe

Erdal Koşan'ın şutlarını  %89 isabetle çemberin önüne vurdurduğu günlerden beri Fenerbahçe taraftarı kabiliyet ışığını gördüğü her basketbolcusuna aşırı bağlanır. George Gilmore 3 faulü kaçırdığı günden beri de maç biterken kötü bir şey olacaksa mağdur olanın kendileri olacağına inanırlar.

Kendisine daha önce de Müzikte Frank Sinatra, Basketbolda Nemanja Bjelica diyerek övgü dizdiğimiz , ışığını gördüğümüz Nemanja Bjelica son topu kullanması istenecek oyunculardandır . Maç sonu röportajında "hoca başka bir şey çizdi, baktım boşluk var, vurdum gol oldu." şeklinde konuşup ve Obradoviç'i hafif terse yatırmış olsa da kendileri bu takımda "kaçırılacaksa sen kaçır" denen adamdır.

Bjelica'nın Belgrad'daki tüm akrabalarını getirip Fenerbahçe kulübünde görev vermek gerek. 

Maça gelirsek Sarı Kanaryalar, Barcelona karşına puan veya puanlar almaya geldiğini ilk dakikadan itibaren hissettirdi. Semih köprüden önce son çıkışı çok iyi değerlendiriyor ve bu maça da iyi başladı. Jan Vesely "NBA'den dönen adamlardan verim alınmıyor" klişesinin yıkılmasına vesile oluyor....Takım iyi olunca Hickman bile göze hoş gelebiliyor," aslında..." gibi cümleler kurdurtuyor... Son topta Nemanja 'ya o pası veren Samsunlu'yu da unutmamak gerek. O klasik 7 sayı-5 asists-5 rebound kadar katkı yaptığında takımın RAM ve MHZ'i artıyor...Çok zorluyor denmesine rağmen yine çok zorlaması istenen Goudelock "Maşallah" dedirtiyor. Bogdanovic hala sahne sırasını bekliyor...

İçine Slaughter kaçmış gibi oynayan Deshaun Thomas'a rağmen, Riboundlarda rakibinin gerisinde kalmasına rağmen Fenerbahçe "tarihin en kötü" Barcelona'sını yenerken maç boyu yaptığı doğrulardan ötürü umut verdi...Hatta yardımlaşma konusunda pekiyi aldı.

Hayat dersleri bölümünde bu hafta da 1 numara sorununa dikkat çekelim. Kenan ve Hickman ile Euroleague'de yola devam ve Lig finali düşünülüyorsa yelkeni yırtık yelkenli gemiyle Hint Okyanusu'nu  aşmak kadar zor bir maceraya yöneliniyor demektir. Hep eleştiri hep eleştiri biraz da fikir verin diyenlere, takviye olmayacaksa Emir -Bjelica ve Berk 1 numara oynasın fikrimi sunarım :)

Toparlayacak olursak : Hala Madrid, Hala Fenerbahçe, Helal Fenerbahçe !


7 Aralık 2014 Pazar

Açık Hesap

1975 yazı.

Fenerbahçe tarihinin belki de en mutlu günlerini yaşıyor. Pele'yi Pele yapan adam denen DİDİ 'nin antrenörlüğünde arka arkaya iki şampiyonluk gelmiş,üçüncü için en büyük aday Fenerbahçe !

Didi ile
3 sezonda 2 şampiyonluk, 2 Cumhurbaşkanlığı kupası, 1 Türkiye Kupası,1 Başbakanlık kupası.
Galatasaray'a karşı 18 maçta sadece 2 mağlubiyet !

Engin Verel ve Ömer Kaner gibi iki güçlü isim kadroya katılmış.

Fenerbahçe TSYD kupasında Trabzonspor'u 1-0, Galatasaray'ı 3-1, Beşiktaş'ı 2-0 yenip sezon öncesi kupayı alıyor.

Muzaffer'in jübilesinde Galatasaray'ı 4-3, Zafer Kupasında Beşiktaş'ı 4-0 yeniyor. Sanlı'nın jübilesinde de Beşiktaş'ı 1-0 yenmiş Fenerbahçe'nin karnesi yıldızlı pekiyi ! 6 Maç 6 galibiyet.

Fenerbahçe'yi hiç bir şey durduramaz diyenlerin hesaba katmadığı tek şey var : Fenerbahçe !

Lig'de sürpriz bir beraberlik ile başlayan Fenerbahçe sahasında Zonguldakspor ile 2-2 berabere kalıp bir sonraki hafta deplasmanda Bolsupor'u 1-0 yeniyor ve Türk futbol tarihini ortadan ikiye bölen maça sıra geliyor: Benfica-Fenerbahçe (1)

Fenerbahçe tarihi bir yenilgi alıp Benfica'ya 7-0 yeniliyor !
Kulüp karışıyor, muhalefet ve basın yeniçeriler gibi kelle istiyor ve tarihin en hatalı kararı alınıyor DİDİ'nin görevine son veriliyor.

Takımın başına Abdullah Gegiç geliyor .
3.haftada Fenerbahçeli futbolcular İnönü'de taraftarının önüne çıkıp, başlarını öne eğip özür diliyor.

"Başı önde bir suçlu gibi..."
Ligde Fenerbahçe Galatasaray'a 2 defa yeniliyor, kupadan eleniyor ve ilk defa şampiyon olan Trabzonspor'un arkasında 3 puan farkla ligi 2.bitiriyor.

3 Puan farkla ikincilik gelirken, ligde galibiyete 2 puan verildiğini unutmayarak şu bilgiyi de yazalım .Fenerbahçe ligde son 5 maçında 1 galibiyet, 3 beraberlik, 1 mağlubiyet alıyor ! Hem de Trabzonspor son 5 maçta 3 beraberlik almışken ! (2)

Lig bittiğinde 9 galibiyete rağmen sonuncu olan Balıkesirspor 2014'de geri dönene kadar 1.lige veda ediyor. Fenerbahçe'nin puan kayıplarından biri de  lige veda eden Balıkesirspor ile deplasmandaki 0-0 beraberlik....

Trabzonspor efsanesinin başlangıcında DİDİ'nin kovulması vardır desek itiraz eden çıkmaz...
...
...

2014 Kışı.
Fenerbahçe mutsuz .
Sevenlerinin bir bölümü "bu sene 3.bile olamayız" ruh haline girmişler ve umutsuzlar.

Sarı Kanaryalar, ligde Balıkesir'de ilk golünü atıp, ilk galibiyetini berbat bir futbol ile alıyor.
Raul'un attığı gol "bir savcının rüyası" kitabında yer alacak tuhaflıkta.
1 aydır ekilen kin tohumları bu kez da Balıkesir tribünlerinde çiçek(!) açmış, Emre ve Volkan nasiplerini alıyorlar.

Takımın futbolu, yağmurlu havada cuma akşamı köprü trafiğinden hallice.
İsmail Hoca futbolcularını koruyacağım diye söylemlerindeki hatalar zincirine eklemeler yapıyor.

Futbol aklına çok güvendiğim dostum Mehmet Çağırıcı "kötü futbolda hemfikiriz. Futbolu düzeltebiliriz , 3 puanı düzeltemeyiz" yazarak bu yazının zor bağlayacağım finalini adıma kurmuş...

Balıkesir galibiyeti ile Fenerbahçe'de bir açık hesap kapanıyor. "Balıkesir ile hesap olur mu ?" diyenler yazıyı baştan okumaya başlayabilirler.

_________________________________________________________________________________
(1) Türk futbolunu ortadan ikiye bölen o maç : 17 Eylül 1975 Benfica-Fenerbahçe http://fenerinbahcesi.blogspot.com.tr/2013/04/turk-futbolunu-ortadan-ikiye-bolen-o.html

(2) Trabzon'da Fenerbahçe'nin ,silahların gölgesinde 90 dakikada 1-0 kaybettiği maç ayrı bir yazı konusu olur ama bilgi olarak "unutmadık" diyerek not edelim.

30 Kasım 2014 Pazar

Tehlikeli Şeyler Kitabı

"Fenerbahçe için en tehlikeli şeyler" diye bir kitap yazılsa ilk iki bölüm milli takım araları ve fikstür avantajı olurdu... "Maçta bir farkla öndeyken ve maçın bitimine 10 dakika varken 4 tribünün sarı-lacivert-şampiyon- Fener diye bağırmasını ilk ikiye alırdım" diyenlere de hak vermekle birlikte , son görünüm ile dört tribünün öyle bağırma ihtimali kalmadığı için bu risk bertaraf edilmiştir diyebiliriz.

Eskişehir maçta 120 km koşacak buna mukabil Fenerbahçe de 40 orta yapacak ve ligin pas rekorunu kıracak diye maç öncesi kehanette bulunan olsaydı maçın seyrini kestirmek çok zor olurdu.Maç bitince bile anlatmak zor.

Eskişehirspor ilk yarıda kaleci Boffin'in sağlam duruşu ile rahatladı ve Fenerbahçe defansının arkasına bol bol top attı. Fenerbahçe defansı da gelin arabasını kovalayan çocuklar gibi her seferinde hücum eden Eskişehirsporluların gerisinde kalınca puan ya da puanlar almaya gelen rakip takım golü buldu . Biraz fazla yerde yattılar (hala ilk yarıdan bahsediyoruz ) ama  bol mücadele ettiler . Fenerbahçe 'de bloklar arası uyumsuzluk ,blok içinde uyumsuzluk,blok bile olamama gibi tüm Üründülvari terimler buradayım diyordu. İlk yarı için Emre'ye yönelik "bu adam olmasa takım doğru düzgün atak yapamaz" diyenler vardı ve o an için haklıydı. Fenerbahçe'nin gaz pedalları Caner ve Gökhan da sezonun en etkisiz maçını ben oynayacağım kavgasında at başı gidiyorlardı ve Fenerbahçe gol bulamadı.

İkinci yarıda EsEs yine mücadelesinden vazgeçmedi, Alex olmayınca Hürriyet kime saracağını şaşırdı ( silmek yerine düzeltme yapayım, Hürriyet ilk yarıda sakatlanıp oyundan çıkmış ve dolasıyla bu cümlede benim ön yargıma kurban gitmiş.Bülent Gürsoy'a uyarı için teşekkürler ) , Boffin'in özgüveni ceylan tedirginliğine dönüştü. Hakem Tolga Bey'in iki kolu havada bir eliyle saatini tutan adam görüntüsünü her 7-8 dakikada bir tekrar etmeye başladı. Tribünlerden tepki arttı (zira hakemin o iki kolu yukarıda saatini tutan adam görüntüsü ile ilk yarının sonuna eklediği 2 dakika arasındaki uyuşmazlığı çözmek için dahi olmaya gerek yoktu. )

Nacizane belirtelim, Fenerbahçe'ye şike imasında bulunmak ve Kadıköy'de her pozisyonda Tyson'dan yumruk yemiş gibi yatmak rakipler adına tehlikeli şeyler kitabında ilk sıraları alır...

Nitekim ,rakiplerin gole yatmasına bir tepki olarak dünya futboluna bir armağan olan Webo oyuna girdi.

Tolga bey ve heyetindekilerin idrak edemediği penaltı pozisyonu ( 1907 tribününün ayağa kalkış hızı bazı pozisyonlarda piyero kadar etkilidir- Nietzsche 1889 ) geldi geçti, korner oldu.

Verilmeyen Penaltı Anı
Fotoğraf: Tolga Ferhatoğlu
Adı geçen kornerde direkten gelen asisti Webo iyi değerlendirdi  ve Erol Evgin'den "bir tanem söyle canım" çalmaya başladı.

Topu da ben alayım
Akabinde ,Emre için bugün çok iyi oynuyor diyenler "Maşallah" demeyi unutmuş olmalı Emre oyundan atıldı !

Haklıydı haksızdı,Tolga Özkalfa onu daha önce de atmıştı hepsi bir yana ortada iki gerçek var. Emre 15 yıldır hiç değişmedi ve değişmeyecek,maalesef bu birinci gerçek.İkincisiyse Fenerbahçe hakemlerin cesaret anlamındaki yoyo testidir, ona karşı karar verirsem her şeyi yapabilirim diye düşünüyorlar...

Puan veya puanlarla eve döneriz diyen Eses ikinci şık için yüklendiği  dakikalarda "gereksiz ileri çıkışlarda" tüm zamanların ikinci önemli ismi (evet birinci Rüştü !) Volkan,ilk yarıdaki makul ama çok şanslı  çıkışından cesaret bulup ikinci çıkışını yaptı ve Fenerbahçe yenik duruma düştü.

90+ larda Fenerbahçe'nin kazandığı penaltı Tolga Bey'in zihninde "oh tamam alacak verecek kalmadı" hesabının sonucuydu ... Kuyt atmak istemedi, Sow attı.

Son saniyelerde Eskişehir gol pozisyonunu buldu ,şut Migros tribünün orta sıralarındaki 'erken çıkıp metrobüse gidelim' diyen abilerin ortasına düştü  ve maç da 2-2 bitti.

Fenerbahçe her hafta skorun önüne geçen sinir harbinden galip çıkamaz. Futbolculara telkin teknik adamların ,yöneticilerin ve başkanların işi değil,profesyonel yardım alınmadan çözülmez. Vasat ligimizde istese de üç büyükler zirve yarışından düşmez.

18 Kasım 2014 Salı

Müzikte Frank Sinatra,Basketbolda Nemanja Bjelica...

Değişen TBF disiplin yönetmeliği maça çıkmayanın puanını silerim, küme düşürürüm deyince sağlanıveren can güvenliği(!) neticesinde güzel bir derbi izledik.

Fenerbahçe maça çok hızlı başladı, 4-0 iken 3lük kullanmadı ve erken gelen molada binlerce fotoğraf çekildi .

#manidar

6-0'dan sonrada farkı açan Sarı Kanaryalar rakibi Galatasaray'ın farkı tek haneye düşürme çabalarına kesin ve net hamleler ile izin vermedi. Fenerbahçe'nin ligin en iyi oyun kurucularından Arroyo'yu ve 3lük atışlarda ritm tutturunca 2.dünya savaşındaki B17'ler gibi bombardıman yapan Erceg'i durdurması zordu, Galatasaray'ın ise Fenerbahçe'den durduracak oyuncu seçme lüksü yoktu...

Hücum anlamında Fenerbahçe son 2 yıldaki en akılcı ve istekli maçlarından birini oynuyordu desek maçı izleyenlerin %95'i "bu sözü bende söyledim" diyecektir. O %5 de son 2 yılda yeterli maç izlememiştir.

Maçın sonlarında "bak Galatasaray maçları farklıdır Hickman bile iyi oynadı" sözünü haksız çıkarmak ve Galatasaray'ı maça ortak etmek için Ricky kardeşimizin akıl dışı şut tercihleri de yeterli olmayınca ve "Mola alsana" (tepki böyle olur, küfür ile olmaz ) tezahüratına inat Ergin Ataman da mola almayınca Fenerbahçe rahat ve hak ederek maçı kazandı. Karşıyaka- B.Munich -Galatasaray serisini kayıpsız kapatıp yakın gelecek için "motorları maviliklere süreceğiz" mesajını verdi...

Nemanja Bjelica için methiye yazılacaksa zamanıdır. Geçen yıl, 3.3 Milyon Euroluk Kleiza (bu yıl 400.000 euro'ya oynuyor ) ve Obradoviç tarafından süresi yenen bu basketbol insanı için rahatlıkla bir basketbol fundamental ikonu diyebiliriz ! Bazı oyuncular için "boyu biraz daha uzun olsa 5 numara oynar" denir ya, Bjelica'da 5 cm kısa olsa Avrupa'nın en iyi guardı olabilirdi !

Kartvizitine, top sürme, saha görüşü, yer tutma, şut mekaniği ve cesaretin yanına çubukla su aranır yazsa itiraz eden çıkmaz. Bu adam suyu da bulur denir.

Çubukla su bulunur, sünnetlere-düğünlere araç temin edilir.

Tanjeviç'in Emir ve Vidmar hamlesinden sonra Fenerbahçe basketbolunun en büyük yatırım olan Bjelica dün geceyi %100 2lik , %66'lık üçlük yüzdesi ile oynarken skorun kapanır gibi olduğu dakikalarda "durun ben doktorum" diye yerinde müdahaleler yaptı. Lakin (bu lakin sözü entel bir hava verdiğinden ara sıra kullanıyorum) dün gece Bjelica asla yalnız yürümedi. Gerek savunmada gerek hücumda başta Emir olmak üzere takımın tamamı konsantrasyon ve basketbol aklı olarak asla "what can I do sometimes" demeden galibiyeti istediler ve aldılar.

Fenerbahçe taraftarı olması gerektiği gibi ve İslam Çupi'nin dediği gibi "sarı lacivert masal kahramanı"  rolünü hatırlayınca keyfi bol bir pazartesi gecesi yaşandı.

Ergin Ataman dingin bir gece geçirirken Galatasaray'ın gücü şampiyonu devirmeye yeterli olmadı. Yakın gelecekte sık sık "Galatasaray'da para krizi çözüldü" haberlerini okuyabiliriz dersek kehanet olmaz.

Fenerbahçe'ye dönersek. Hickman sorunsalı nadasa bırakmak yerine transfer ile çözülecek mi, formda olduğunu maç içinde aldığı eser miktardaki sürede gösteren  EPI Melih ve son 3 yılın en formda isimlerden Serhat daha fazla süre alacak mı, Orhun Ene'den sonra ülkenin en iyi guardı olamaya aday yerli Stockton Berk kadroya girecek mi, Bogdanovic geçen yılki formuna ulaşmak için daha ne kadar bekleyecek, çok ağır sakatlıktan dönen Kenan öz güvenine ne zaman kavuşabilecek,  Goudelock bir daha 30 sayı atamaz buraya yazıyorum diyenler 7-8 revize yapacak mı, Emir yine triple-double yapacak mı, Obradoviç savunması denen şeyi ne zaman izleyeceğiz, Final8 gelecek mi ?  Sorular zor, süre uzun...

9 Kasım 2014 Pazar

Sağol Pierre Webo

Vapurun içinde bir adam "Ben yanımdakilere söyledim, iki defa aynı oyuncuya sarı kart gösterdi" diye haykırıyordu...Adam haklı çıkmış, Ali Aydın aynı oyuncuya iki kez sarı  kart gösterdiğini ve hata yaptığını itiraf etmişti. Maçtan çıkanları taşıyan vapur Karaköy'e yanaşıyordu, Rizespor maçının tekrar edileceği konuşuluyordu...Tarih yine 8 Kasım'ı gösteriyordu...
...
...
Mehmet Özdilek soyunma odasında futbolcularına "ilk dakikalarda Kadlec ile bir gol bulup, sonra 80 dakika savunma yapıyoruz" demiş olamaz ama oldu...Kaleye ilk şutunu son 10 dakikada gönderen Rizespor az daha 1 puan ile dönüyordu.

Fenerbahçe oyuna -geçen yılki bir çok maçı gibi- iştahla başladı,iştahla bitirdi. Bu satırların yazıldığı dakikalarda Trabzonspor ile anlaşmak üzere olan eski hocasından telefon ile taktik almadıysa İsmail Kartal tarafından çok iyi motive edildiğini rahatça söyleyebiliriz...

Bu maçta 11 başlayanlardan Hasan Ali Kaldırım, Caner kadar etkili olmak için önce maçın en çok koşan adamı olayım demiş gibiydi. Diego da teşhisi zor bir uyumsuzluğu çözmek için önce çok koşayım diye düşünenlerdendi... Diego'nun Fenerbahçe kariyeri bir kelebek ömrü gibi mi olacak yoksa "ilk geldiği sezonun başında eyvah demiştik,sonra ne müthiş işler yaptı" mı denecek hala beklemedeyiz. Wolsfburg günlerden bir klip sunarsa Fenerbahçe için yine bahar erken gelebilir...

Geçen sezon keçiboynuzu tadındaki Kadlec bu yıl adından söz ettirmek için yine tüm fırsatları kullanıyor. Süper kupa'da son penaltıyla başlayan serüveni, kale fark etmeksizin attığı goller ile devam ediyor. Gösterişsiz oyununa rağmen vukuat fetişisti Alves'in yanında her daim ilk tercih olacaktır...

Fenerbahçe golü bulmak için penaltı dahil her yolu denedi ama Serkan'ın reflekslerini geçemedi. Tam bu noktada, aut atışlarını Karpov ile satranç finalindeymiş gibi düşünerek atması ile topladığı antipati dışında Serkan mükemmel bir kaleci performansı gösterdi. Eski takımına karşı iyi performans sergileyenler yerine ileride gideceği takıma karşı bezgin oynayanları eleştirmek gerek...

Geçen yıl Sivasspor-Fenerbahçe maçında vermediği penaltı ile taraflı tarafsız herkesin bir numarası olan Yunus Yıldırım'ı tahtından edebilecek fırsat İlker Meral'in ayağına gelince o da bu fırsatı kaçırmak istemedi ve Emenike'ye yapılan harekete devam dedi. Aslında iyi bir maç yöneten İlker Meral'in bu hatası maçı Fenerbahçe kazanınca hükmünü yitirdi ve taht tekrar Yunus Yıldırım'a geçti...

Gol için topuyla tüfeğiyle rakip kaleye gitmeye karar veren İsmail Kartal forvetten yolu geçen herkesi oyuna aldı, Webo doğru yerde kötü vurdu ama gol oldu. Saracoğlu bir başka 9 kasım'da Rizespor'u yendi...


Annelere küfür edenleri konuştuğumuz kadar annesini kaybetmesine rağmen işini yapabilenleri konuşmuyoruz, ayıp ediyoruz. Sağol Webo, 9 numarayı hak ediyorsun,saygıyla selamlanıyorsun.

7 Kasım 2014 Cuma

Alsancak'in Sakini Altay

Orhan Berent'in Altay kitabına başladığımda ilk önce eyvah dedim. Zira İletişim Yayınlarının bazı futbol kitapları Berlin Spor Akademisinde doktora tezi vermek için yazılmışcasına teorik bilgiler ve anlamakta zorluk çektiğim bir Türkçe içerir...Neyse kitap 5-10 sayfa içinde sonra normale döndü .

Altay'ın vakur tarihini ,sıkmadan ,kişiler ve olaylar üzerinden anlatan kitapta siyah beyazlı takımdan yolu geçmiş bir çok efsane futbolcunun anıları ve değerlendirmeleri de var.Mustafa Denizli anıları,saptamaları çok ilginç...

Altay sempatik takımdır (benim için ayrı bir anısı da vardır,yazının sonuna ekledim) Yıllar önce bir sahaftan aldığım Altay Spor Tarihi kitabından sonra Altay tarihi hakkında epey bilgi sahibi olmuştum,Orhan Berent'in kitabı ile bir kısmını hatırladım, bilmediklerim de çokmuş...


İzmir'deki futbol rekabeti ve tarihi (Göztepe'nin 1950 Türkiye Şampiyonluğu biraz güme gitmiş) ,Milli Küme'de zorla takımların birleştirilmesi ,Altay'ın yıl yıl ligdeki maçları ve transferlerini merakla okudum. Alsancak stadının hazin hikayesini daha iyi öğrendim...Çocukluğumun radyo kahramanlarını hatırladım "Mikrofonlarımız İzmir'de Murat Ünlü'den dakika ve skor alıyoruz ... İkinci yarının on ikinci,müsabakanın 57.dakikası...Altay ilk yarıda Şeref'in attığı golle Adanaspor karşınında 1-0'lık üstünlüğü koruyor... Şu anda gelişmekte olan bir Altay atağı, Şeref Reha ile paslaştı ,Reha uzaklardan vuruyoooor ve Malik topu güçlükleee  kornere çeliyor...Gerçekten güzel vurdu Reha.Korneri aktaralım merkeze öyle dönelim..."

Bu yaz Büyükada'da ,Altay'ın eski başkanlarından olan Hanri Benazus'un kitaplarının imza günü vardı. Tanışıp sohbet ettik. Altay'ın çıkmadığı o kupa finalinin hikayesini onun ağzından da dinlemiştim. Kitapta da detaylı var...Özetle, Galatasaray ile oynanacak Türkiye Kupası final tarihi federasyon tarafından Galatasaray ordu milli takımındaki oyuncularını oynatabilmesi  için bir gün sonraya alınıyor. Altay olmaz arkadaş,hangi tarihteyse o gün oynansın diyor. Federasyon kabul etmeyince de Altay maça çıkmıyor,Galatasaray hükmen kazanıp kupayı alıyor. Altay'ın hareketi futbol tarihinde nadir gözüken bir meydan okuma...

Kitapta özellikle çok çok beğendiğim bölümler "yazarın kişisel tarihinden" bölümündeki maç anıları oldu. Benzer anıları farklı statlarda, farklı renkler ile yaşamış olmak ilginç...

Altay'ın ligde olduğu yıllarda , galibiyetlerden sonra bazen soyunma odasında yaşlı amcaların  futbolculara sarılıp, bazen de tribünde gözyaşlarıyla söylediği bir Altay marşı vardı,onun hikayesini de okurum sanmıştım,kitapta maalesef bir o yokmuş !

Altaylı olmayanın da ,hatta -benim gibi- İzmir'de Karşıyaka'ya sempati duyanın da, keyifle okuyacağı bir futbol kitabı .Zaten Altaylı olup okumamak ayıp olur :)
...
...
Benim anıma gelince 1977'de Fenerbahçe ve Altay olaylı bir maç yapıyorlar. Fenerbahçe 2 maç ceza alıyor ve bu cezalı maçları oynamak için Ankara'ya geliyor ve ben 9 yaşında ilk defa Fenerbahçe maçına gidiyorum ve hayatım değişiyor...Altay'ı bu cezadan ötürü severim !

3 Kasım 2014 Pazartesi

Türkiye'nin 'yükseleni' Fenerbahçe


      Amerikalı yazar ve gazeteci Earl Wilson ilginç bir isimdir.“Başarı yalnızca bir şans meselesidir.İsterseniz başarısız olmuş herhangi birine sorun” der. İlginçliği sadece meşhur sözlerinden gelmez, doğum tarihi de pek orjinaldir : 3 Mayıs 1907 ! Şimdi tüm Fenerbahçelilerin daha fazla ilgisini çekecek olan Wilson ‘un söylediği gibi bazı şeyleri “şans” ile açıklamak pek akıl karı değil. Beşiktaş şansına lider olmamıştı ama Bursa deplasmanı hariç henüz dişli takımlara karşı da oynamamıştı.

     Maça çıkarken müzmin sağ bek sendromunun yanı sıra Alves’in de oynamıyor olması Beşiktaş hanesindeki dezavantajlardı. Bu arada Ali Tandoğan ve İbrahim Üzülmez hala Beşiktaş formasını giyiyor olsalardı (Ali Tandoğan halen Adana Demirspor’da oynuyor) mevcutlardan daha azını mı yaparlardı diye de sormak gerek. Futbolda pasaporta, kariyere, yaşa değil performansa bakmak gerek…


     Beşiktaş klasik “Kartal gol gol gol” tezahüratı ile başladıysa da ilk golü bulan Fenerbahçe oldu. Saçlarını kesince, Türkiye’yi bisikletle gezmeye gelmiş turist görüntüsüne ve dinginliğine bürünen Raul güzel bir top çaldı. Anelka’nın yıllar önce sağ kanattan akışını kopyalayan Alper aktı, Emenike neyse ki ayak içi vurdu, 0-1 oldu.

Solcu
     Fenerbahçe kazanırsa lider olacağının bilincinde “lidere yakışır” bir oyun sergilemeye başladı. Havadaki moleküllerle bile kavga etme becerisine sahip Emre ve Caner ilk yarının futbol olarak en akıllı isimleri oldular. Kadlec ve Bekir hatasız, kazasız, risksiz,kavgasız bir oyun sergileyip aferin aldılar.

     Olcay Şahan’ın ikinci sarı karttan atıldığı pozisyonu öncesi ve sonrası çok ilginçti. Öncelikle sarı kart doğruydu ancak öncesinde Necip’in Super Bowl’da gördüğü bir hareketi Emenike üzerinde denemesi net faul ve sarı karttı. Sonrasındaysa  Emenike’nin olan bitenin farkında olmayıp Olcay atılırken “ama bana faul yapıldı” diye itirazı milyonları “bir sus be adam” diye ekrana kilitledi.

Bilic Beşiktaş hakem yüzünden kaybetti diyorsa,Beşiktaş'a yazık
     Fenerbahçe ikinci yarıda bol pas yaparak rakibi üzerine çekmek istediyse de bu durum laubalilik ve vurdumduymazlık ile sık sık karıştı. 10 kişi kalan Beşiktaş gelip golü atacak, bakın görün diyenler haklıydı ama Beşiktaşlı futbolcuların güçleri yetmedi. Sow oyuna girince bu vurdum duymaz furyaya hemen uyum sağladı. Kaptırdığı top için cümleler kurulurken, Kuyt nefis bir top kaptı (Konu Kuyt olunca çaldı yerine kaptı daha uygun oluyor), Emenike pas verdi, Sow Beşiktaş’a yine gol attı, 0-2 oldu.

Tolga'nın bakışı : İnsan bir özür diler !
Fotoğraf :Tolga Ferhatoğlu'ndan
     Saatlerce yazarak anlatılamayanı, bazen bir cümle bazen de bir karikatür ile anlatan Can Barslan’ın maç sonucunda yazdığı gibi “Fenerbahçe Sow ve Emenike’ye rağmen Sow ve Emenike ile kazandı”

     Aldığı ücret, maç başılar ve şampiyonluk primleri dışında Fenerbahçe’den bir menfaati olmayan (hay Allahım !)  Volkan Demirel’in (85 dakika çok iyi oynadı) son dakikada Beşiktaş’a şeref sayısı attırma çabası ve gereksiz bir topa uçup kendini sakatlama gayreti de boşa gidince Fenerbahçe olimpiyatta maç kazanıp geçen seneki koltuğuna geri döndü .

     İsmail Kartal antrenörlükten teknik direktörlüğe geçişi sürecini yaşadığı şu günlerde kurduğu kadro ve oyuncu değişiklikleri ile yüksek puan aldı. Tam puan diyemeyiz zira neden Selçuk’un oyuna girdiğini çözmekte zorlanıyoruz. Şaka bir yana İsmail Hoca’nın bitirim eski futbolcu cümleleri kurmak yerine sakin ve mütevazi davranması önemlidir. Lakin ülkemizde teknik direktörlerin sözleri camiaları motive eder. Arap İsmail gibi davranmalı gerektiğinde sehpaya vurup üzerindeki sürahiyi zıplatmalı sözünün arkasındayız .

     İleride basın sözcüsü olmasını dilediğimiz Bekir ve Sivok’un maç sonu açıklamaları her koşulda yönetici açıklamalarından 2-3 kat akıcı ve akıllıcaydı .

     Her derbide kaybedenin (Fenerbahçe de dahil) sığındığı liman olan Emre tabii küfür etmesin (lan da demesin, o da sakıncalı) ama bazı Fenerbahçelilerin bile yükseleni Beşiktaş tribünleri de koro halinde dakikalarca küfür etmesin. Değil mi ama ?

     Unutmadan, tribünlerde Fenerbahçe’ye “şike” göndermesi yapan Beşiktaşlı dostlarımıza da bilgi verelim. Ne Beşiktaş ne Fenerbahçe 2010-11 sezonundaki kupalarını gayri ahlaki yollarla, şikeyle ,manipülasyonla almamışlardır. 

     Fenerbahçe ÖYM’de, TFF’de, UEFA’da, CAS’da, İFM’sinde “biz şike yapmadık” diye savunma yapmıştır. Beşiktaş’ın, tekrar edelim şikeyle alakası olmamıştır, yöneticilerinin ne yönde savunma yaptıklarına lütfen baksınlar. 3 Mayıs 1907 doğumlu Earl Wilson’ın bir sözü daha var: Bir şeyi yazıp,altına imzanızı atamıyorsanız söylemeyin !  

     Yazıyı Premier League Türkiye’nin ortağı ve neferi Mert Artun’un  dün geceki yorumuyla bitirelim “ilk 8 haftanın özeti: ne kadar zorlasak da, istemesek de, göstermesek de bu ülkenin en iyi takımı uzak ara Fenerbahçe


26 Ekim 2014 Pazar

"Çok özledim formamı, taraftarımızı, Kadıköy’ü"

“Çok özledim formamı, taraftarımızı, Kadıköy’ü” demişti son röportajında bugün itibariyle 28 yıl önce  kaybettiğimiz Hüseyin Çakıroğlu.

Kaybettiklerimiz hep o kaybettiğimiz yaşta kalıyorlar .

Hüseyin Abi, sen 28 yaşındasın, ben 46 ama abi olan sensin.

Fenerbahçeliler seni çok severler, diğer takım taraftarları da çok sever ama en çok Ankaralı Fenerbahçeliler severler…Radyo’da Murat Ünlü Bordeaux’da  “ve gooool Hüseyin…gerçekten nefis, gerçekten güzel” dediğinde radyo başında diz çöküp göz yaşı dökmüştük. İkinci yarıda oyuna girip galibiyet golünü atmıştın… Ne goldü ama ! Kaleci Dropsy yerinde çakılıp kalmıştı .


Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı kupası maçında da ikinci yarıda oyuna girip “Fenerbahçe ezeli rakibine yenilemez” deyip önce beraberlik golünü atmış sonra da Gençlik Parkı tarafındaki kaledeki Simoviç’i bir kez de penaltıdan avlamıştın… Ankara’da “En büyük kupa bizim oldu” diye sayende dolaşmıştık…Kendimizi İstanbul’da gibi hissetmiştik.


Cumhurbaşkanlığı Kupası-Ankara ( http://elburrito.wordpress.com/category/huseyin-cakiroglu/ )

Soğuk bir kış gününde yine Ankara’da maça gitmiştik. Kalabalık büyüktü. Hiçbir düzen ve mantığın olmadığı kuyruklarda bekleşiyorduk. Ankara itfaiyesi buz gibi havada  üzerimize su sıkıp dağıtmıştı. Dağılmış ama vazgeçmemiş ıslak içeri girmiştik… O günde gol atmıştın. Dedim ya herkes seni çok severdi. Ankaralılar daha da çok severlerdi. Abi, ne sen ne de biz o golün son golün olduğunu biliyorduk.

Sonra senin için hasta dediler. Hasta olunca, ilaç alınıp birkaç gün evde dinlenince geçeceğini, eğer  geçmezse, en kötü, cam şırıngadaki, biraz yakan iğnelerden olununca bir şeyinin kalmayacağını sandığımız yaşlardaydık. 8 ay önce önümüzde gol atan Hüseyin Abi nasıl ölür demiştik…Çok ağlamıştık … Nurlar içinde yat.

Maç yazısı için başlamıştık. Gençlerbirliği maçına gelirsek…

Hüseyin Abi, takım seninde takım arkadaşın sağlam Fenerbahçeli Arap İsmail’e, tribünler Allah’a emanet yola devam ediyoruz. Malum biz Fenerbahçeliler lehine penaltıdan korkan bir ırkın ahfadıyız. Fenerbahçe’ye  verilen her penaltı yıllarca konuşulur.Veren hakem aforoz edilir. Bir art niyetli meczubun uydurduğu “penaltı gibi penaltı” değil kalıbına oturtulur. Neyse ki bu defa penaltılar için en pimpirikli Fenerbahçeliler bile “sorun yok” dediler…

Hüseyin abi, penaltı demişken dünyanın en sakin ve en güzel penaltı atan adamına Selçuk Abimize de bizden selam söyle. Erdoğan Abi ve Sedat Abi ‘ye de selamlar sevgiler.

Çok özledim formamı, taraftarımızı, Kadıköy’ü demiştin ya hepimiz çok özlüyoruz.. 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Haddini Bilmek

Türk Dil Kurumu "haddini bilmek" için şöyle diyor
1.Kendi değer ve yeteneğinin farkında olmak.
2.Konumuna ,durumuna uygun davranmak.

Giriş:

İsmail Kartal'ın "haddimizi bilerek oynadık"  sözünü çok çok kötü bir dil sürçmesi olarak düşünmek istiyorum. 

Gelişme:

Cüneyt Çakır
Cüneyt Çakır'ın 12 Mayıs 2012'de, oyuncu değişiklikleri hariç,10 dakika duran maçı "aman son dakikalarda bir gol olur üzerime kalır" düşüncesiyle 5 dakika uzatmasını hakemliğinin dibi olarak olarak görüyorum. 

Fenerbahçe'nin taçtan devşirme golü sonrası apar topar maçı bitirmesi,aynı "üzerime kalmasın" alışkanlığının devam ettiğini gösteriyor. Düzenin adamı olarak haddini biliyor, kamuoyunda "Fenerbahçeli olarak" algılanmasının ( özellikle 2010-11 sezonunda Ankaragücü'nün 6-0 kaybettiği maçta 3 penaltı veren adam ) yaratacağı zararları bilip ona göre "ben etkilenmem" kararları veriyor. Her Galatasaray Fenerbahçe maçı öncesi Galatasaray cephesi tarafından "istenmeyen adam" olarak ilan edilip aslında tutkuyla arzulanan adam olmanın bedelini birikmiş bonuslarıyla ödüyor.

Elit : En fazla iki parmağını değdirerek kart gösterebilen
Sneijder 
Büyük futbolcu. TDK'ya göre konuşursak kendi değer ve yeteneğinin farkında ! 

Webo- Umut Bulut-Gasper Vidmar
Bu ülkede hakkı en fazla yenen üç adam.

Melo
Elinde Türk futbolunu yönetenler ile ilgili fantezi kasetler olmasından başka aklıma bir şey gelmiyor.

Penaltı
Galatasaray-Fenerbahçe maçlarında Fenerbahçe'ye 1991'den bu yana penaltı verilmemesini tesadüf olarak gösteren "güce" saygı duyuyorum. 

Sonuç:

Alves 'in görüntüleri Balıklı Rum Hastanesine verilse "ruh hastası" raporu alınıp tazminat ödenmeden gönderilebilir. Rapor alınamazsa, 1 Milyon üye projesinin elde edilecek gelir bu hayır işine harcanacaksa itiraz eden olmaz !

Galatasaray mağlubiyetleri Fenerbahçe'nin kahır günleridir,sıradan gösterilemez. 

16 Ekim 2014 Perşembe

Transfer Ahmet


İlkokuldaki sınıf kütüphanesinin sarı ahşap renkli, bir kaç rafı da cam kapaklı kütüphanesi...

İçindeki tüm kitapların sırtlarında minik kırmızı etiketlere yazılmış numaralar var. Her kitaptaki numara aynı zaman "kütüphane defterinde" bir sayfada yer alıyor. Ödünç alanın adı defterdeki sayfaya  yazılıyor...Kitabı alan bir hafta içinde okuyup iade ediyor ama eğer "çok beğendim ama bitiremedim" derse bir haftalık süre daha alabiliyor.15 gün sonunda hala bitirmemişse iade etmek zorunda...Kütüphanede yaklaşık 100 kitap var. Çoğunluğu Armağan Yayınları ve Milliyet Çocuk yayınlarından. Haftanın bir günü öğretmen numara sırasına göre çocuklara kitaplarını veriyor, kütüphane kolu da gelen giden kitapları deftere işliyor...

Erkeklerin gözdesi olan iki kitap var var.
Bir tanesi "Gol Kralı" diğeri "Transfer Ahmet".

Bu kitapları kızlardan birisi alırsa tepki geliyor, hele o kız bir de kitabı 15 gün tutarsa... Kitapları alıp okuyan okumayana anlatıyor ama herkes yine de almak ve okumak için can atıyor.


Fikret Arıt'ın Transfer Ahmet kitabı (aslında aynı kitapta iki hikaye var Transfer Ahmet ve Garip. Garip her ne kadar yaralı bir köpeği almak için ailesini ikna etmeye çalışan bir çocuğu ve köpeği anlatsa da içinde bol bol arsa futbolu hikayesi de var !) İstanbul'da geçiyor...

Bir mahalle takımı olan Ataryemez'in futbolcuları kazandıkları bir maçtan sonra yazlıkçıların takımı Papatyaspor'un idmanını imrenerek izliyorlar. İmrenme oynadıkları oyuna değil ! Sarı-beyaz formaları, şortları (kitapta don diyor !), gerçek futbol ayakkabıları ve meşin topları olan  Papatyaspor çok afilli ! Bu yetmezmiş gibi Papatyaspor'un sahasında soyunma odası olarak kullanılan bir garaj, garajın üstünde sarı-beyaz takım flaması ve sahada da çocuklardan birinin babası tarafından yaptırılmış ahşap direkleri olan kaleler var.

İdmanda top dışarı kaçıyor ve Ataryemez kalecisi Kenan plonjon ile (Necati Kararkaya'nın kulakları çınlasın) yakalıyor ve her iki takımdaki çocuklar sohbete başlıyorlar, bir gün sonrası için maç yapmaya karar veriyorlar.

Bir gün sonraki maça Papatyaspor  formaları ile çıkarken Ataryemez'ın tek tip forması olmadığından rengarenk bir takım olarak sahaya çıkabiliyor. Ancak formasızlar ilk yarıyı 8-0 maçı da 15-0 kazanıyorlar...Maçın kahramanı gollerin çoğunu atan Ataryemez'in acar forveti Ahmet.

Bir hafta sonra Suadiyespor ile oynayacak Papatyaspor'un kaptanı Ercan maçtan sonra Ahmet'in yanına gidip onu transfer etmek istediklerini söylüyor. Teklif cazip ! Bir çift futbol ayakkabısı (25 TL değerinde), şort-çorap-forma  ve tam 10 TL ... Ahmet kabul ediyor ve imzayı atıyor. Ercan kulüp defterine Ahmet'in adını yazıyor... Ahmet'de 14 Haziran 1967'de hangi şartlar altında transfer olduğunu yazıp. "Bundan sonra artık yalnız Papatyaspor Kulübünde oynayacağıma namusum ve şerefim üzerine söz veririm Ahmet Kanık . Erenköy,istasyon Arkası No:12" yazıp, imzalıyor.

Atartemez Ahmet'e çok kırgın "sattı bizi" diye küsüp mahallelerine dönüyorlar. Bir tek kaleci Kenan "arkadaşlar kim olsa kabul ederdi, yapmayın etmeyin" dese de söz dinletemiyor. Ataryemez'in yeni kaptanı Kaya "her kim bundan sonra Ahmet ile konuşursa onu takımdan atarım" diyor.

O sırada ayağında yeni ayakkabıları ile Ahmet gözüküyor. Çocuklar Ahmet ile dalga geçiyorlar "Ya ya ya, şa şa şa transfer Ahmet çok yaşa"

Ahmet "ben sizin için o parayı aldım" diyor ve transfer parası 10 TL ile aldığı meşin topu arkadaşlarına veriyor. Yeni kaptan Kaya sinirle topu parçalıyor ve "seni de topunu da istemiyoruz" diyor !

Kenan gece Ahmet'in evine gidiyor, teselli ediyor ve utana sıkıla ayakkabılarını bir kez giyip giyemeyeceğini soruyor...Ahmet ve Kenan arkadaş kalıyorlar.

Bir gün sonra Papatyaspor ile ilk idmanına çıkan Ahmet'e arkadaşları nasıl bu kadar iyi futbol oynadığı soruyorlar. Bakalım Ahmet'in sırrı neymiş :



Kitabın devamını yazmayalım bulan okusun, ilk okuduğu futbol kitabında karşısına Fenerbahçe çıkan dönemin çocuklarına selam olsun :)

5 Ekim 2014 Pazar

Bir bayram anısının tozunu alıyorum ve

Bir bayram anısının tozunu alıyoruz ve...

Onur Kütük'e ait çok anlamlı bir söz var "Ankara'nın bebeleri Fenerbahçe'yi görmeden büyürler" Hele televizyonda maç yayınlarının TRT'nin insafına kaldığı,yaşadığınız şehirde Fenerbahçe'ye evsahipliği yapacak bir 1.lig takımın olmadığı yıllarda...

O şehirlerin çocukları için Bayram ve Sömestır tatilleri İstanbul'daki akrabaları ziyaret ve Fenerbahçe'yi görme fırsatı demekti. Aşmanız gereken 3 engel vardı.

1) İstanbul'a geldiğinizde Fenerbahçe'nin bir iç saha maça olmalı. Şubat tatilleri en uygun zaman gibi gözükse dahi çoğu zaman liglerin devre arasına denk gelirdi. Her sene geri gelen bayramlar ( çocukken bundan haberiniz yoktu) futbol sezonuna ve haftasonuna denk geliyorsa ilk aşama geçilmiş olurdu.

2) Sizi maça götürecek bir büyük olmalı. Bayram tatillerinin kavimler göçü gibi milyonları turist olarak yollara dökmediği yıllarda kırk yılda bir gelinen İstanbul'da geçirilecek 3-4 günde sizi elinizden tutup maça götürecek baba, amca, dayı gibi biri gerekirdi. Çoğu zaman 'çocuk heves etti, götüreyim bari' diyenler zaten dünden hazırdı.

3) Bilet bulunmalı. Maça gitmeyi keyif haline getiren tren, vapur yolculukları sonunda stadyuma gelince seyirci kapasitesinin en az 2 katı bir kalabalık sizi bekliyor olurdu. Anlaşılan İstanbul'da da maça gitmek için bayramı bekleyen bir kitle vardı ve hepsi oradaydı.
-İçeri nasıl gireceğiz ?
-Dur bakalım.

Çaresine bakılırdı ve girilirdi ( Maça girmek için o kadar para mı verdiniz ? Oraya kadar gitmişiz geri mi dönseydik ? Biraz daha üstüne koysan merdaneli çamaşır makinesi alırdık. Abartma hanım. Zaten tam otomatikleri çıkacakmış, merdaneli alınmaz...Sessizlik)

Bazen Alpaslan en önde çıkardı, bazen Selçuk sakince penaltı atardı bazen de çök çök çök diyen abiler bile Rıdvan'ın ayağına top gelince kalkarlardı. Yılına göre değişir...

Tesadüf veya zamanın kötüyü iyiye çevirme gücü. Aslında fark etmez, o maçları zor da olsa Fenerbahçe kazanırdı.
....
....

Yıllar sonra yine bir anının tozunu alacak bir baba " Bayramdı, İstanbul'a gitmiştik. Pasolig diye bir şey çıkarmışlardı. Stad boş ama bilet almak zor. Marmaray'dan çıktık stada nasıl gideceğiz diye sorduk. Kalabalığı takip et dediler. Stadın altındaki Fenerium'dan oğlana bir forma aldık, mavi olandan istedi. Bilet yerine bir kart verdiler hala saklarım. Maça 15 dakika kala içerideydik.

O yıllarda Webomuz vardı, müthiş kafa golleri vardı. O attı 1-0 öne geçtik. Tam ikiyi bulalım derken hakem bir penaltı uydurdu. O hakemin adı aklımda kalmadı ama bizi 2 veya 3 sene önce bir Beşiktaş maçında yaktığını hatırlıyorum. Skor oldu mu 1-1. Neyse toparlarız  derken hakem efendi bir de bizim stoperi oyundan attı ve devre arası oldu. Oğlan üzüldü. Bak oğlum, Fener 10 kişiyle çok maç çevirir dedim.

İkinci yarı kıran kırana bir maç oldu. Bizim teknik direktör Kuyt o zamanlar oyuncumuzdu, ayağı yarıldı ama gık demedi devam etti.


Sonra Musa Sow'un  golüyle 2-1 kazandık. Son dakikalarda defansımız çizgiden iki top çıkardı ama ömrümüzden ömür gitti. Çıkışta oğlana bir de kaşkol aldık. Haklıymışsın baba, 10 kişi aldık maçı dedi. Nasıl mutlu olduğumu anlatamam" diye anlatabilir.

Nesilden nesile geçer, Fenerbahçe bayramlarda üzmez.
İyi bayramlar.