1 Ocak 2018 Pazartesi

2017'de okuyup çok beğendiklerim.



Öncelikle geçmiş yılların kitap değerlendirmelerini meraklısına yazayım


Geçen yıllarda verimli bir seneydi, rekorumu kırdım, rekorumu ileri götürdüm vs yazmışım. Sebebini bilmesem de (muhtemelen tembellik) 2017 kendi adıma az okuyabildiğim bir yıl oldu.  Kötü giden bir futbol sezonunda gol kralı çıkarmak gibisinden bir tesellim var: E-Kitap sayımda 27 ile kendi rekorumu kırmışım. 

Ahmet Ümit okumaya devam ettim. Elveda Güzel Vatanım İttihat terakki,Osmanlıcılık, Cumhuriyet, Aşk üzerine çok başarılı bir kitaptı. Beyoğlu Rapsodisi, Patasana, Bir Sis Böler Geceyi, Sis ve Gece, Kavim, Ninatta'nın Bileziği sırasıyla beğendiğim kitaplarıydı. Ama en iyiler arasına giremeyecek kitaplar.

Trafik kazasında öldürdüğü iki insandan sonra Emrah Serbes den söz edip etmemeyi düşündüm. Ancak neticede burada kitaplardan bahsediyorum. Erken Kaybedenler bence en güzel kitabı.

Futbol Kitapları içinde sırasıyla Ben Zlatan-David Lagercrantz, Korsanlar,punklar ve siyaset- Nick Davidson, How to watch Soccer-Ruud Guillit, Harika Portakal- David Winner, My Decade in Premier League-Wayne Rooney, İnadım İnat Yılmaz Vural- Orhan Bahtiyar, Liverpool FC-Jonathan Wilson, King Santillana bir futbol blogundan yazılar-Alper Katmer,Hikayemiz Futbol-Yetkin Etkin,  Pep Guardiola Felsefesi, Quatable Klopp, Dünyada Türkler Türkiye'de Fenerliler Yalnızdır- herif58 beğendiklerim arasına girdi. Son üç tanesini okumasam bir şey kaybetmezdim... Çok beğendiğim bir kitap olan Tor devam ettiği için bu yılın listesine giremedi. Angels with dirty faces de sırasını bekliyor.

Konusu futbol olmayan ama içinden futbol geçen iki güzel roman da var.

Değerli dostum Uzay Gökerman içinden Fenerbahçe geçen, kurgusu çok güzel bir roman yazdı: Gamzeda. Günümüz iş/evlilik/aile ilişkileri, kuşak farkı, iş hayatının acımasızlığı üzerine yazdığı kitap 12 Mayıs 2012'deki Fenerbahçe-Galatasaray maçıyla bitiyor, başlangıcı da 20 Eylül 2011, sadece kadın ve çocuklara açılan ilk maç Fenerbahçe-Manisaspor ! 

Yüz yüze tanışmadığım ama 10-15 yıldır yazıştığım arkadaşım Hürol Yücel de Saramago'nun körlük kitabı benzeri bir roman yazdı. Beni Tanıyan Yok Mu ? Bir sabah uyandığınızda aynı coğrafyada yaşadığınızı ama tarihin yıllar öncesinden farklı aktığını düşünün. Tanıdığınız hiçbir siyasetçi,bilim adamı, sanatçı sporcu, dostunuz ve aileniz yaşamış. Dolayısıyla sizi tanıyan kimse de yok. Ama yaşamış olduğunuz dünyadan bu dünyaya getirdiğiniz aklınızda bilgiler aklınızda . Fenerbahçe de kurulmuş ama amatör kümede oynuyor... Kitap 2006'daki Denizlispor-Fenerbahçe maçının olduğu tarihte başlıyor dersem futbolseverler daha da ilglenenebilir...

Jo Nesbo ile bu yıl tanıştım. Şeytan Yıldızı ve Nemesis kitaplarını çok beğendim.Diğer kitaplarını da okurum.

Celil Öker de bu yıl tanıştığım yazarlardan. Mekanlar İstanbul'dan ve tanıdık, dili güzeldi. Beğendim. Yenik ve yalnız, Kramponlu Ceset, Çıplak Ceset'ı okudum.

Murakami'nın Karanlıktan Sonra 'sı sadece bir gecede geçiyor. En güzel kitapları arasına girmez ama rahat okunur ve benim gibi sevenlerinin beğeneceği bir roman.

Atilla Atalay, kitaplarının sonunda yazığı kısa öyküler ile en beğendiğim yazarlar arasındadır. Hani o Sıdıka'yı, Sıkılhan'ı yazan gırgır adam en dokunaklı öyküleri yazar. Yavaş Tren'i okuyun...

Hakan Günday'ın yıllar önce Zargana'sını okumuştum. Az çok fazla şiddet ve cinsellik barındırsa da çok iyi kitap. Onu da okumaya devam ederim.

Gelelim tam puan verdiğim, en güzeller için geri sayıma. Sıralama zor oldu. Sıralamayı, bıraktıkları etkiyle yaptığımı ve burun farkıyla olduğunu belirteyim. Birinci içinse tereddüt etmedim !

7. KADIN VE KOCASI-ZERUYA ŞALEV

İlk defa okuduğum İsrailli bir yazar. 

Bir sabah uyandığında kadının kocasının bacakları tutmuyordur ama hastanede hiçbir sorunu çıkmaz. Doktorlar psikolojik derler...Zor günler geçiren bir evlilik etrafında bir roman. Mutluluk ve suçluluk kol kola...

6. ÇAKAL- FREDERICK FORSYTH


Daha önce nasıl okumadığım dediğim bir başka yazar. Muhteşem kurgu konusunda Glenn Meade ve Grange üstüne tanımam derken Forsyth'ı okumamıştım ! İşin ilginci bu kadar başarılı bir yazarın kitaplarının yeni baskısı yok. E Yayınlarının bu nostaljik baskılarını bulmanız şart. İki tanesini babamın kütüphanesinde buldum. 

Yukarıdaki fotoğraftaki kitaplar 60-70-80'lerde geçiyor.

İt Dalaşı bir Güney Afrika ülkesinde darbe yapmak isteyen paralı askerlerin öyküsünü. Onu okuyunca Çakal'ı bir sahaftan buldum. O da de Gaulle' e yapılan bir suikastın müthiş hikayesi. Gizli Örgüt Odessa da 2.Dünya savaşı sonrası  örgütlenmiş Nazilerin peşine düşen bir gazetecinin hikayesi. Internet, Cep telefonu, GPS, Uydu bağlantısı, Bilgisayarlar olmadan casusuluk, gizli iş çevirme, hafiyelik zor işmiş.

Forsyth'ın tüm kitaplarının listesini çıkardım. Nadir kitap'ı gezip satanları buldum. Hepsini okurum !

5.HUZURSUZ HAYALETLER

Yukarıda bahsettim. Glenn Meade'ın müthiş kurgusuyla her yazdığını uykusuz kalma pahasına 2-3 günde tamamlarım. 

Bu hikaye Irak'ın işgalinde askerlik yapan bir adam ve aslında tüm aileyle ilgili. Bir Kar Kurdu veya Sakarra'nın Kumları değilse de müthiş kitap.

4. KURT KANUNU- KEMAL TAHİR


Elveda Vatanım'dan sonra ne okusam diye araştırınca karşıma çıktı. Okurken yine aynı şeyi söyledim, bunca zaman nasıl okumamışım ! İttihat Terakki'nin Mustafa Kemal'e düzenlediği suikastın ayrıntıları nefis kaleme alınmış. 

Kendime soru: Ortaokul Lise yıllarımda Türk edebiyatını bana sevdirmediler mi ben mi tembeldim ?

3.BENİM ADIM KIRMIZI

Benim Adım Kırmızı'ya 2 kere başlayıp yarım bırakmıştım. Demek hazır değilmişim. Bodrum'da bir yaz akşamı başladı, hızla gitti ve bitti. Onlarca not aldım.

En iyi kitabı diyebilmek için üzerine düşünmem gerek, belki diğerlerini tekrar gözden geçirmeliyim... Masal gibi ama hayatın içinden. En iyi kitaplarından biri olduğu kesin.

Kitabı bitirince Nakkaşlık üzerine de internette epey yazı okuyup ve görsel inceledim.

Teşbihte hata olmaz Orhan Pamuk  Fenerbahçe gibidir.. Ya seversin ya nefret edersin, arası olmaz. Nefret edenlerin çoğu da hiç okumamıştır.

Orhan Pamuk'un siyasi görüşlerine zerre katılmam ama 1987'den beri romanlarının müptelasıyım

2.YENİŞEHİR'DE BİR ÖĞLE VAKTİ


Annemlerin gençliklerini yaşadığı ve onlardan dinlediğim yıllarda Ankara. 

Bugüne kadar okuduğum en detaylı ve başarılı insan tahlilleri var. Kesişen yollar , dönemin zengin fakir evleri, bakış açıları çok büyük bir ustalıkla anlatılmış. Bir yaz akşamı başladım ve bitti. 

1.ÇEMBER -DAVE EGGERS 

Bilgi ile mahremiyet arasındaki denge nerede olmalı ? Tüm sokaklar,evler, iş yerleri,okullar, devlet daireleri kameralar ile dolu olsa, her birimizde chip olsa ve herkes herkesi izlese ? Orwell'in 1984 kitabını da çağrıştıran müthiş bir roman !

Ürkütücü bir roman çünkü gerçeğe uzak değil.

Dave Eggers'ın her kitabı için "müthiş" demiş olabilirim ama hepsinde haklıyım :)



10 Eylül 2017 Pazar

Umarım ve dilerim...

Mackolik sitesini seviyorum.

Ufak tefek hatalarına rağmen geçmiş sezonları 'meraklısına' hafta hafta takip etme imkanını veriyor.

Geçen sezon 14.hafta...Aralık ayı.

Sezona berbat bir giriş yapan Fenerbahçe Antalyaspor deplasmanına çıkıyor.
Cüneyt Çakır'ın yıldızlaştığı(!) maçta Sow'un golü sayılmıyor, Fenerbahçe'nin 3 net penaltısı buhar oluyor.

Sow'un golünün nizami olmadığını anlatmak için aynı saatlerde "kural kitabı" çıkıyor, lig sonuna kadar da bir daha çıkmıyor...

Fenerbahçe'nin liderle arasındaki puan farkı 4 olacakken 7 oluyor.

2009-10 sezonu 12.hafta... Kasım ayı.

Fenerbahçe Kayseri deplasmanında 1-1 berabere kaldığında o yıl foto finişle şampiyon olacak Bursaspor Fenerbahçe'nin 8 puan gerisinde.

Örnek çok, yıllardır anlatmak istediğim şeyse aynı: Şampiyonluk sonbaharda kışta değil ilkbaharda kazanılıp kaybedilir.

* * * 

Peki bu yıl Fenerbahçe şampiyon olabilir mi ?

8 resmi maçta da felaket goller yemiş, henüz santrforları tek gol atamamış bir takımdan bahsediyoruz. Üstüne ülkenin solundan daha beter bir solumuz var.



2014-15 sezonunda bir yazımda "Fenerbahçe camiası hiç bu kadar inançsız olmamıştı" yazmışım, bu durumda da değişiklik yok...

MHK ligin kaderini etkiliyor. Bazılarına "hakemi de yeneceksin" deniyor. Bazılarına "hakem hatalı karar vermiş olabilir ama 10 kişi kalsalardı yine de kazanırlardı" deniyor, hiç kalmasa da...

Fenerbahçe'nin futbol adına sahada yaptığı mücadele sonuçlara yansımıyor. Zaten "böyle oynasınlar,formalarını terletsinler gerekirse 5 maç kaybetsinler" duygusallığı yerine "1-0 kazanıyoruz ama futbol bizi tatmin etmiyor" snopluğunu tercih ederim. Top çizgiyi geçmezse anlatacağınız hikaye tatmin edici olmaz...

Tekrar sorayım, bu yıl Fenerbahçe şampiyon olabilir mi ?

Zor. Zor ama imkansız olmadığını yazının girişinde izah ettiğimi sanıyorum... 

Aykut Hoca'nın çok kullandığı iki kelimeyle son cümleye başlayayım: Umarım ve dilerim, takım ritm bulup kazanma serisine başladığında çok geç olmaz...

22 Mayıs 2017 Pazartesi

O gece bitti

Fenerbahçe bir mutlu sabaha uyandı.
Dün gecenin sabahı mıydı bu ? 
Yoksa son 11 yılın sabahı mı ?

Avrupa'nın devler arenasına 3 yıl önce, biraz da ürkek ilk adımlarını atan Sarı Kanaryalar, bu kez kendi evinde Salvador Dali çılgınlığında bir eser oluştururken, rakiplerine öne geçme fırsatı dahi vermedi. Devlik tescilinde şüpheye yer bırakacak her açık, ter, akıl, tecrübe ile kapatıldı.

Daha önce örgü örerken kollarını o şekilde çeviren ablalar "hatalı yürüme" hareketini herkesten önce kaptılar. Hatalı yürüme deyince, "eteğim mi açıldı acaba" diyen teyzeler üçlükler için dualar etti, adaklar adadı. Bu sabah 3-C'nin hocası yoklama yaparken soyadları söyledi, sınıf hep bir ağızdan ismi, adı söylenen ayağa kalktı ve son yılların en zevkli dersi oldu. Kadırgalı taksici Can Kelkitli arabasının arkasına "Uçalım Kelkitli" yazdırdı...

Fenerbahçe kendini iyi huylu bir kedi gibi herkese sevdirdi.

Tarifsiz acılar ile kaybedilen finallerde, kanırta kanırta alınan şampiyonluklar için kurulan kumpaslarda içine akıttığı göz yaşlarını dün gece doya doya akıttı Fenerbahçeliler. 

Onun için uyanılan,  kimileri için sünger görevi yapmış uzun bir gecenin sabahıydı.

* * *

Fenerbahçe'nin yıllardır yaptığı "tarifi zor" işi  Ali Ufuk Peker, çok değil bir kaç hafta önce kaybedilen bir finalden sonra yazmıştı:   "Her zaman her yerde en büyük olmak için önce her zaman her yerde olmak gerek

Fenerbahçelilerin final sendromu diye kendilerini hapsettikleri odanın kapısı menteşelerinden yıkıldı.

O gece bitti. 

Şimdi bir başka gece başlayacak.

Yolculuk devam ediyor.
Kazanılacak ve kaybedilecek çok final var.

Galiba tek önemli olan o yolculuk da değil. 

Dün gece siyah beyaz damalı top turuncu ile yer değiştirmeye başladı.


Dün gece Sinan Erdem'deki mutlu azınlıktan biriydim. Seyircinin taraftara evrildiğini, Avrupa'nın en büyük kupasının kalktığını gördüm. Türkün kalbi senle atar sözlerinin canlandırması olan o meydanlarıysa sonra... Fenerbahçe'nin büyüklüğü hakkında fikrim var sanıyordum, yanıldığımı anladım... 

"Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak" sözü dün gece benzeri bir zaman için mi kehanetti bilinmez ama bir geceliğine herkes Fenerbahçeli oldu, çoğu da tekrar bırakmamacasına...

Teşekkürler Fenerbahçe !
Varlığın için, kupa için ve ezberlettiğin İzmir marşı için...

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Derbinin Anatomisi

Türkiye'nin Barcelonası olarak gösterilen Beşiktaş'ın, Fenerbahçe'yi 3 maçta da yenememesini hangi futbol bilgisiyle açıklasak ? En iyisi tesadüf ve şanssızlık demek. Evet, evet şansızlık...

Soruyu tersten soralım, kafamız çalışsın. Peki bu maçta Fenerbahçe neden Beşiktaş'ı yenemedi ?

Beşiktaş pas bağlantılarını iyi kurarken Fenerbahçe kuramadı. Bu birincisi. İkincisi İsmail, hala Beşiktaş'ın oyuncusu değildi ve Fenerbahçe solu sayesinde yol geçen hanına döndü . Üçüncüsü Beşiktaş ilk yarıda 9 kişi kalması gerekirken, kalmadı... Sonra o 9 kişi kalmak da Fenerbahçe'ye kısmet oldu.

Volkan 90 dakika kalesinde bir numara olduğunu gösterdi ama yayıncı kuruluş Volkan'a yapılan hareketi ayıp diye göstermedi. Haklı ayıptı. TRT'de "Velev ki Talisca el hareketi yaptı, yav ne olacak ? Bunun sonucunda hakeme gitmenin, olayı büyütmenin sebebi nedir ?" diyen bir başka filozof Giray Hoca gece gece güldürürken düşündürdü. TRT'de...

Fırat Aydınus için "kartlar hariç çok iyi maç yönetti" dendi ve korkarım şaka değildi.

Zaten sezon başından beri Beşiktaş sansız, Fenerbahçe beceriksizdi. 

Salih, Konya ovası kadar düz ve kurak Fenerbahçe orta sahasında Michelangelo gibi kaldı. Hala hayranı olduğum Robin Van Persie'nin yanında Emenike etkili kaldı. Bu ayrıca üzücüydü...

Fabri bitime saniyeler kala derbi tarihine geçti.
Golden sonra bizim Zeytin kayboldu 

Fenerbahçeliler beraberliğe sevinmesin fetvası verildi.
Bu Zeytin kaybolmadan önceydi.

Şenol Güneş "hakem 4 dakika uzatma verdi, 3 verse gol olmayacaktı" dedi.

Yurt sathına yayılmış ikili, üçlü Beşiktaşlı muhabbetlerinde  "iyi ki Başakşehir'i yendiler" dendi.

Bir adam, Fenerbahçe sadece derbilerde üstün olduğu için değil, yarışta olmadığı sezonlarda kimseye iltimas geçmediği için 'büyüklüğünün adı konamaz' yazdı.

Zeytin golden 2 saat sonra ortaya çıktı.

Ödüm Patladı...






24 Nisan 2017 Pazartesi

Sezginin önemi

Bir anne için çocuklarının isteklerini yerine getirememek kabullenmesi çok zor bir durum. Hele baba da yoksa... 

Futbol oynamak isteyen bir çocuk ama elde yok avuçta yok... 

Anne tek başına gece gündüz çalışıp çocuğunun bu tutkusunu yerine getirmeye çalışıyor. Her sabah 5.00'de kalkan aile yola çıkıp 2 saat uzaklıktaki bir şehirde antrenmana yetişiyor.

Bir sabah anne o günkü ulaşım parası olmadığını anlayıp komşusunun kapısını çalıp para istiyor. Bu parayla bir kaç gün idare ediyorlar ama taşıma suyla değirmen dönmez.  

Anne zor kararı verip, küçük çocuğu karşısına alıp çaresizliğini anlatıyor... 

Aslında bir çıkış yolu var. 11 yaşındaki çocuğun o tesislerde yatıp kalkması... 

Ama bu çıkış yolunun önünde 2 taş duruyor. Birincisi çocuk bu iş için çok küçük, kulüp kabul etmiyor. İkincisi ailesinden uzak kalacak...

Kulüp olmaz deyince çocuk boynu bükük evinde ve futbolun uzağında kalıyor. 

Tekrar anne mi devreye giriyor, kulüp mü yumuşuyor bilemiyoruz ama "peki gelsin bakalım" diyorlar. Dünya milenyumu kutlarken çocuk da topla buluşmasını kutluyor... 

Haftasonları, tatillerde kulüpte kalan küçük oyuncular ailelerin yanına giderken bizim kahramanımız ya tesislerde kalıyor ya da davet eden olursa, arkadaşlarının ailelerinde...

Anne çocuğuna çocuk annesine hasret.

Futbolcu olmaya niyetli çocuk zor günlerinde, dindar birisi olan annesin "hep çalış" öğüdünü tutuyor.

..

..

..

Yıllar yıllar sonra bir başka zor günde hasta olmasına rağmen serumla maça çıkıyor ve



Bir annenin "oğlum futbolcu olacak" sezgisi.
Uzak bir ülkede milyonların "Fenerbahçe kazanır" sezgisi.

Maçın anlatılacak hikayesi az ama golü atanın kocaman bir hikayesi varmış...

Derbi sonrası Josef de Souza programını tekrar yayınladıkları için FBTV'ye teşekkürler. Kaideyi bozmadığı için de Fenerbahçe'ye...

3 Mart 2017 Cuma

Zaman Tünelinde Futbol




Olaylar, bir arkadaşımın arayıp "maça gidelim mi?" demesiyle gelişmeye başladı.

Navigasyon yardımıyla kendimi Bahçelievler Stadında buldum.
Spor Toto 2.lig beyaz grup maçı İstanbulspor-Hacettepe !
Vay be,her iki takım da 10 yıl öncesinde süper lig mücadele ediyorlardı.

İstanbulspor geçen hafta olaylı bir maçla liderliğe yükselmiş.
Ondan mıdır, hep öyle midir bilmiyorum stadın etrafında güvenlik önlemi fazla.
Stadın giriş bölümü bir sokakta ve o sokağın diğer tarafında apartmanlar var.

Polis her gelene nereye diye soruyor ama sabahçı çocukları okuldan alan, öğlencileri okula götüren anneler barikatı sorgusuz aşıyorlar. Tabii sokaktan her geçen polisleri görünce "maç mı var, kimin maçı var ?" diye de soruyor. Benim önümdeki amca kimin maçı var sorusuyla yetinmeyip polise "Hacettepe nasıl takım ?" diyor. Polis de "alt sıralardalar, çok iyi bir takım değilmiş" diye bilgi veriyor...

Pasolig yok. 1 TL'ye bileti alıp, görevliye yırttırıp, içeri girmek 1 dakika bile sürmüyor.

Bu arada ellerinde orta büyüklükte bavullarla içeri giren 4-5 kişi valizleri açıp mesleki aletlerini çıkarıyorlar.  Trompet, davul... İstanbulspor'un bandosu !

Takımların ısınma hareketleri bitince top toplayıcı çocuklar birbirlerine şut çekmeye başlıyorlar.
                               
                                IMG_8372.JPG görüntüleniyor

Aklıma, yıllar yıllar önce başlamasına saatler olan maçlarda, top toplayıcı çocukların dörderden yaptıkları mini maçlarda gollere, çalımlara tezahürat yapılması, hatta iki takım taraftarı varsa birer grubu tutup harbi desteklemesi geliyor. 

İstanbulspor taraftarı olarak bandonun yanına konuşlanmış, bir kısmı sahaya arkasını dönmüş gençler ve tribüne serpilmiş paltolu, siyah-sarı atkılı orta yaş ve üzeri abiler var. 

Kadrolara tanıdık birileri var mı diye bakarken bir Fenerbahçe efsanesini görüyoruz.
Efsane derken bu tanımı hak eden birisi.
Kadroda değil ama 2 sıra arkamızda oturmuş maçı izliyor: Nezihi !

Maraton alt tadındaki yerimizde izlemeye başlıyoruz maçı. 
Arkadaşım İstanbulspor'u geçen hafta da izlemiş, oyuncuları tek tek anlatıyor. Misal İstanbulspor'daki Onur Fenerbahçe'deki Diego'nun akıllısı ve daha teknik olanı...

Stadı çevreleyen tel örgü alçak değil mi derken bir şut caddeye gidiyor.
Karşı tellerin üstünden dışarı giden 2 top da geri gelmiyor.
Gerçi top toplayıcı çocuklar tellerdeki delikten geçiyorlar ama yan arazi tarafına inmiyorlar.

Maçtan sonra gördük. Arazide bağlı da olsa her harekete sinirlenen bir köpek var.

Küçük maçlara odaklanmıyorlar diye kızdığımız futbolculara hak veriyorum.
Çünkü maçta dikkat dağıtacak çok şey var.
İstanbulspor bandosu bilinen tüm tezahüratları şarkı olarak çalıyor.
Geçen hafta takım liderliğe yükselince "Bir İstanbul Masalını" çalmışlar !

Derken,  kirli beyaz bir kedi, duvardan atlayıp korner direğinin yanında maçı izler gibi sahaya bakmaya başlıyor. İstanbulspor sağ bekinin kulvarında dolaşıp yan arsaya tellerden girip,belki köpeği görüp geri geliyor. Sakince yalanıp, taç çizgisine paralel gezinip, geldiği duvardan stadı terk ediyor.

Devre 0-0 bitiyor.
Hakem soyunma odasına girerken tribünlerden "hoca adil yönet" sesleri yükseliyor ama hakemlik pek bir şey yok ortada. Meğer olacakmış. Bazen taraftar hisseder.

İkinci yarıda lider İstanbulspor golü bulup 1-0 öne geçiyor.
Bando Şina Nari'ye geçiyor.
Derken, nadir gelişen Hacettepe akınlarından birinde hakem haklı bir penaltı düdüğü çalıyor.
Düşmeme mücadelesi yapan Ankara takımı 83.dakikada 1-1 yapıyor.

                                IMG_8375.JPG görüntüleniyor

Son dakikalarda İstanbulspor tüm hatlarıyla gol peşinde.
Engin Baytar da 89'da oyuna giriyor.
Sadece statta değil çevre binalarda da hayat (ve inşaat) durmuş durumda.


IMG_8376.JPG görüntüleniyor
Ben şu 7 numaradan daha iyi oynarım
90+6'da Engin Baytar'ın geliştirdiği atakta top çizgiyi geçti mi geçmedi tartışması var.
Bu tip maçlarda piero yetkileriyle donatılmış tek isim hakem ve o da devam diyor.

Maç 1-1 bittiğinde hakeme ciddi tepki var. 
Polis "hadi durmayalım, boşaltalım beyler" diyor.
Karşı apartmandaki 2 teyze camdan çıkan kalabalığı ilgiyle izliyorlar.

Protokol tribünün önünde yaşlı bir abi çevresindekilere "hoca göz göre maçın gittiğini anlamadı. Bir tek Şaban ile gol mü aranır. Bu hocayla şampiyonluk hayal, istifa etsin" diyor. İstanbulspor lider ! Futbol Türkiye'de en alt liginden en üst ligine çok benzer ifadelerle anlatılıyor. 

Çocukluğumdan futbol anıları yaşatan İstanbulspor ve Hacettepe'ye teşekkür ediyorum.
Artık önümüzdeki maçlara bakacağız.

6 Şubat 2017 Pazartesi

Fenerbahçe'yi tanı ama kızdırma

Halit Umut Meler Fenerbahçe-Gençlerbirliği maçının 10.dakikasında İsmail Köybaşı'nı hatalı bir karar ile atmasa belki de bu eşleşme olmayacaktı...Kısmet.

1983'den beri kupada 14 maçta rakibine galibiyet imkanı tanımayan Beşiktaş kendi evindeki bu maçın favorisi olarak görülüyordu ve görenler haklıydı. 

İslam Çupi'nin güzel bir sözü var "Fenerbahçe'yi tanı ama kızdırma" diyor.

Kulübün kısa dönem hafızası dahi bir futbol takımının hatta bir spor kulübünün başına gelemeyecek gerginlikler ile dolu. Bu gerginlikler ile çok şey kaybetti Fenerbahçe ama... İşte amadan sonrasında anlatılacak çok hikaye de yazdı. 

Rakip teknik veya akil adam olsam "ne yaparsanız yapın bunları kızdırmayın" derdim. İşte 7 gün önce 3 farklı kazanan Kayserispor örneği...

Beklentilerin tersine sahaya istediği atak futbolu sergileyemeden başladı Sarı Kanaryalar... Belki de Beşiktaş izin vermedi. Yine de Lens'in ayağından açılan top 10cm geride kalsa derbiye gol ile başlayan Fenerbahçe olurdu. Beşiktaş Babel ve Querasma ile tehlikeli, Talisca ile etkili oldu. 

Kadıköy'de Lens'e uçarak girip atılmayan Tosic hakkını bu maçta kullanmak istedi. Gerçi pişman olmuş olmalı, yeni bir Cemal Nalga-Tufan hikayesiyle kılık değiştirip maçı yandan izledi.

Ali Palabıyık dört dörtlük bir maç yönetti. Volkan'ın  karnının Marcelo'nun dirseğine çarpmasına kanmadı. Lens'in attığı golde hepimizin mahalleden bildiği "oğlum kaleci kalesine geçsin, oyun öyle başlayın" ilkesine sadık kaldı. Haftalardır forma şansı bulamayan Aras'ın da oyuna katılımına izin verdi. Kendi sahasından çıkıp gelen Josef'in yetkisi dışında işlere karışmasına izin vermeyip ofsayt düdüğünü çaldı. 

Kanat oyuncusu diye alınıp asist makinesi çıkan Lens yine boş durmadı. Gol Robin Van Persie'ye yakıştı. Yakışmayanları izleyince kendi anlayacaktır... 

Bir hikaye anlatalım. Robin Van Persie'nin Arsenal'daki ilk sezonu. Southampton deplasmanındalar. İlk yarının son dakikasında rakip 10 kişi kalıyor ve Arsenal 1-0 öne geçiyor. Devre arası soyunma odasında Arsene Wenger "Hakem bizden de birini atmak isteyecektir, Robin sarı kartın var dikkat et. İlk aday sensin" mealinde uyarıda bulunuyor. Robin da "tamam" diyor. Tamam diyor ama 52'de ikinci sarı kartı görüp atılıyor. Üstüne Southampton  bir gol atıyor ve maç 1-1 bitiyor. Biyografisinde Robin Van Persie " Maçtan sonra Arsene Wenger'den sağlam bir fırça yiyeceğimi düşündüm" diyor ama Fransız hoca ağzını açmıyor. Bir gün, iki gün, üç gün hiç bir şey söylemiyor sonra yanına çağırıyor Robin'i ve "büyük futbolcu olmak istiyorsan yapman gereken bir şey var" diyor ve susuyor. Hollandalı "nedir?" diye sorarak tuzağa düşüyor... "Onu sen bulacaksın" diyen Wenger uzaklaşıyor. Van Persie "eğer bana şunu yap bunu yap dese dinlerdim ama bir iki hafta içinde unutabilirdim. Ama düşün deyince iş farklılaştı hayat boyu yapmam gerekenler olduğunu anladım" diyor...Hikayeyi uzatmayayım, düşünüp "daha çok çalışmaya, ilave antrenman yapmaya karar veriyor" Advoocat ile konuşacaklardır.

Laf hocalardan açılmışken.

2011-12 Türkiye Kupası finali devre arasından bir fotoğraf koyalım.



Dünkü maçtan da devre arası bir fotoğraf koyalım ve Arsene Wenger gibi ortak ismi bulmayı okuyana bırakalım.


Alper ve maçın adamı Josef'i  bu maçtaki özverileri için kutlamak gerek. Sakin kaldıkları için de Kjaer başta tüm takımı. Beşiktaş'ı yenmek, hem de sahasında hiç kolay iş değil. Talisca çıkmasaydı daha da zor olurdu. Ama pardon bu hafta "hakem konuşulur"  

Fenerbahçe Beşiktaş'a karşı seriyi kırdı. 
Moral olarak turdan fazlasını kazandı. 
"Üst akıl" olarak bir kez daha büyük maçları kolay kaybetmiyorum dedi. 

Kupa özelinden konuşursak, sanki TFF yetkilileri dünya üzerindeki kupa uygulamalarını çift maç, tek maç, grup  masaya yatırıp tartışmaya başlamışlar. Öğle paydosu yaklaşınca da "seçmek zor, hepsinden karışık yapalım" demişler. Kupa'da 7. maçından sonra ancak çeyrek finale çıkabiliyorsun ! 

Kupa şampiyonluğu bir gece kutlanır, Lig şampiyonluklar ömür boyu hatırlanır. 
Yine de benim görüşüm sabit, katılıyorsan kupayı almak için elinden geleni yapacaksın. Fenerbahçe'yi de tanıyacak ama kızdırmayacaksın...